Türkiye, Gazze'ye yönelik insani yardım filosuna İsrail güçlerinin müdahalesini gerekçe göstererek, Başbakan Binyamin Netanyahu hakkında uluslararası tutuklama emri çıkarılması için girişim başlattığını açıkladı. Ankara, Netanyahu'yu 'soykırım' yapmakla suçlarken, İsrail Başbakanlık ofisi bu adımı ikiyüzlülük olarak nitelendirdi. İki ülke arasındaki söz düellosu, geçen hafta İsrail askerlerinin Gazze açıklarında bir yardım teknesine müdahalesinin ardından tırmandı. Bu gelişme, Türkiye-İsrail ilişkilerinde zaten kırılgan olan diplomasiye yeni bir yük bindirdi.
Gelişmenin arka planı
Olay, 30 Mayıs'ta Gazze'ye insani yardım taşıyan bir geminin İsrail Deniz Kuvvetleri tarafından durdurulması ve gemiye çıkan askerlerin açtığı ateş sonucu bir Türk vatandaşının hayatını kaybetmesiyle başladı. İsrail, yardım gemisinin ablukayı ihlal ettiğini savunurken, Türkiye ise müdahaleyi uluslararası hukuka aykırı buldu. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada, "İsrail Başbakanı Netanyahu'nun Gazze'deki masum sivillere yönelik saldırıları ve uluslararası sularda gerçekleştirdiği bu hukuk tanımaz müdahale nedeniyle Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM) başvurulacağı" duyuruldu.
Ankara'nın bu adımı, bir devletin başka bir devletin lideri hakkında uluslararası tutuklama talebinde bulunması açısından nadir bir diplomatik hamle olarak değerlendiriliyor. Diplomatik kaynaklar, Türkiye'nin bu girişimini, hem Filistin davasına verdiği desteği güçlendirmek hem de iç kamuoyuna mesaj vermek amacıyla yaptığını belirtiyor. Öte yandan, İsrail Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, "Türkiye'nin kendi iç hukukundaki insan hakları ihlallerine rağmen başka ülkelere ders vermeye çalışması kabul edilemez" denildi. Netanyahu'nun ofisi ise, "Türkiye, PKK ve diğer terör örgütlerine verdiği destekle bölgede istikrarsızlık yaratırken, başka ülkeleri soykırımla suçlama hadsizliğinde bulunuyor" ifadelerini kullandı.
Bölgesel ve küresel boyut
Türkiye-İsrail gerilimi, Orta Doğu'daki denklemleri yeniden şekillendirebilecek bir potansiyele sahip. İki ülke, 2010'da Mavi Marmara olayı sonrası ilişkilerini dondurmuş, 2016'da yeniden normalleşme sürecine girmişti. Ancak son yıllarda özellikle Filistin meselesi, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynakları ve İsrail'in bölgedeki güvenlik işbirlikleri konusundaki görüş ayrılıkları, ilişkileri yeniden germişti. Ankara, Kudüs'ün statüsü konusundaki BM kararlarını hatırlatırken, İsrail ise Türkiye'nin Hamas ile olan bağlarını eleştiriyor.
Uzmanlara göre, Türkiye'nin Netanyahu hakkında UCM'ye gitme kararı, uluslararası hukukta emsal teşkil edebilecek bir gelişme. Ancak UCM'nin, Netanyahu aleyhine işlem başlatabilmesi için öncelikle gerekli incelemeyi yapması ve devletlerin egemenlik hakları kapsamında siyasi liderlere yönelik suçlamaların uluslararası yargıya taşınmasının zorluğu göz önünde bulundurulduğunda, bu girişimin somut sonuç vermesi güç görünüyor. Yine de bu adım, Türkiye'nin Filistin davasındaki iddialı duruşunu pekiştiren bir mesaj niteliği taşıyor.
Bölgesel olarak, bu gerilim, İsrail ile bölge ülkeleri arasındaki normalleşme sürecine de gölge düşürebilir. Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn ile imzalanan İbrahim Anlaşmaları sonrası bölgede yumuşama beklenirken, Türkiye-İsrail arasındaki bu yeni kriz, Arap kamuoyunda Filistin davasına ilgiyi artırabilir ve İsrail karşıtı cepheyi genişletebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'nin Netanyahu hakkında uluslararası tutuklama talebi, dış politikasında Filistin davasını merkeze alan aktif bir duruşun yansımasıdır. Bu hamle, hem iç kamuoyuna hem İslam dünyasına verilen güçlü bir mesaj olarak okunabilir. Ancak Türkiye, bu adımla birlikte İsrail ve Batılı müttefikleriyle ilişkilerinde yeni bir kriz riskini de göze almış görünüyor. Özellikle ABD ve AB ülkelerinin İsrail'e desteği düşünüldüğünde, Ankara'nın bu girişiminin diplomatik maliyetleri olabilir. Türkiye, uluslararası hukuku işletme iddiasıyla hareket ederken, kendi iç hukukundaki insan hakları ihlalleri ve basın özgürlüğü konularındaki eleştirilerle karşı karşıya kalabilir. Yine de bu hamle, Türkiye'nin bölgesel bir güç olarak iddialı dış politika vizyonunun bir parçası olarak değerlendirilebilir.