NATO, 75 yıllık tarihinin en ciddi sınavlarından birini yaşarken, Türkiye'nin ittifaka yönelik tutumunda dikkat çekici bir değişim yaşanıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, son dönemde NATO'ya yönelik eleştirel söylemlerini törpülerken, ittifakı yeniden sahipleniyor. Bu dönüşüm, hem küresel güç dengeleri hem de Türkiye'nin dış politikası açısından önemli yansımalar taşıyor.
Gelişmenin arka planı
Türkiye, uzun süredir NATO içinde “sorunlu üye” olarak anılıyordu. Erdoğan, özellikle 2016 darbe girişiminin ardından Batılı müttefiklerine yönelik sert eleştirilerde bulunmuş, hatta NATO'nun “ölü” olduğunu ima eden açıklamalar yapmıştı. S-400 hava savunma sistemi alımı ve Yunanistan ile yaşanan Doğu Akdeniz gerilimleri, ittifak içindeki uyumu daha da zorlaştırmıştı.
Ancak son aylarda bu tavır belirgin şekilde yumuşadı. Erdoğan, İsveç'in NATO üyeliğine yeşil ışık yakması ve ABD ile F-16 savaş uçağı tedariki konusunda ilerleme kaydedilmesi, bu değişimin somut göstergeleri oldu. Cumhurbaşkanı, bu yılki NATO Zirvesi'ne “kararlılıkla katılım” mesajı verdi ve ittifakın önemini vurguladı.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu dönüşümün birkaç temel nedeni var. Birincisi, Rusya-Ukrayna savaşı NATO'nun caydırıcılık rolünü yeniden canlandırdı. Türkiye, Karadeniz'deki çıkarlarını korumak ve Rusya'ya karşı denge sağlamak için NATO'ya ihtiyaç duyuyor. İkincisi, ABD ile ilişkilerin normalleşme sinyalleri veriyor. F-16 anlaşması ve Suriye'deki iş birliği, iki ülke arasındaki güveni artırdı. Üçüncüsü, Avrupa Birliği ile gümrük birliğinin güncellenmesi ve vize serbestisi gibi konularda Türkiye, NATO şemsiyesi altında Batı ile diyaloğu canlı tutmayı umuyor.
NATO'nun içinde bulunduğu kriz ise devam ediyor. ABD'nin Avrupa'dan askeri çekilme ihtimali ve Avrupalı müttefiklerin savunma harcamaları konusundaki anlaşmazlıklar, ittifakın geleceğini belirsiz kılıyor. Türkiye'nin bu krizde oynayacağı rol, hem Doğu Akdeniz'deki güç dengesi hem de Karadeniz güvenliği açısından kritik önem taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'nin NATO'ya yeniden ısınması, dış politikada pragmatik bir denge arayışının yansımasıdır. Erdoğan yönetimi, Rusya ile kurduğu iş birliğine rağmen Batı ittifakını tamamen terk etmenin maliyetinin yüksek olduğunu görüyor. Ekonomik kriz ortamında, Batı'dan gelecek yatırım ve teknoloji transferi kritik önem taşıyor. Ayrıca, ABD ile yaşanan gerginlik CAATSA yaptırımlarını derinleştirme riski taşırken, Ankara yumuşama sinyalleri vererek yaptırım baskısını azaltmayı hedefliyor. Bu kapsamda Türkiye, NATO'nun krizine çözüm arayışında kendini “kilit ülke” konumuna yerleştirerek, elini güçlendirmeye çalışıyor.