Ankara, ABD'nin Kıbrıs Rum Yönetimi'ne yönelik silah ambargosu muafiyetini bir yıl daha uzatma kararını sert bir dille eleştirdi. Türkiye Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, bu adımın adadaki iki taraf arasındaki güveni daha da zedeleyebileceği uyarısında bulunuldu. Karar, Doğu Akdeniz'deki hassas dengeleri yeniden gündeme taşıdı.
Kararın Arka Planı ve ABD'nin Gerekçeleri
ABD yönetimi, Kıbrıs Rum Yönetimi'ne yönelik savunma malzemeleri ihracatına getirilen kısıtlamaların bir yıl süreyle daha askıya alınmasını onayladı. Bu karar, 2019'da yürürlüğe giren ve Doğu Akdeniz'deki güvenlik iş birliğini güçlendirmeyi amaçlayan bir düzenlemenin parçası olarak alındı. ABD'li yetkililer, adımın bölgesel istikrara katkı sağlayacağını ve Kıbrıs Rum Yönetimi'nin savunma kapasitesini artıracağını savunuyor. Ancak bu hamle, adadaki Türk tarafı ve garantör ülke Türkiye tarafından provokasyon olarak değerlendiriliyor.
Türkiye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, yaptığı yazılı açıklamada, "ABD'nin Kıbrıs Rum Yönetimi'ne yönelik silah ambargosu muafiyetini uzatma kararı, adadaki iki taraf arasındaki güveni daha da zedeleyecek ve çözüm sürecine zarar verecek niteliktedir. Bu tür adımlardan kaçınılmalıdır" ifadelerini kullandı. Açıklamada ayrıca, Türkiye'nin Kıbrıs Türklerinin güvenliğini garanti altına alma konusundaki kararlılığı vurgulandı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Doğu Akdeniz, son yıllarda enerji kaynakları ve deniz yetki alanları konusunda artan gerilime sahne oluyor. Türkiye, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin tek taraflı olarak ilan ettiği Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sınırlarını tanımıyor ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) haklarını korumak için sondaj ve sismik araştırma faaliyetleri yürütüyor. ABD'nin silah ambargosu muafiyeti, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi ile savunma iş birliğini derinleştirme çabasının bir parçası olarak görülüyor. Bu durum, NATO içindeki dengeleri de etkiliyor; Türkiye, ittifak içinde kendisine karşı bir blok oluşturulduğu endişesini taşıyor.
Kıbrıs sorunu, 1974'ten bu yana çözümsüz bir şekilde devam ediyor. Birleşmiş Milletler çatısı altında yürütülen müzakereler, 2017'deki Crans-Montana görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından fiilen durmuş durumda. Türkiye ve KKTC, adada iki devletli bir çözümü savunurken, Rum tarafı ve Yunanistan, federal bir yapıda ısrar ediyor. ABD'nin son kararı, bu zaten kırılgan olan müzakere zeminini daha da zorlaştırabilir.
Uluslararası ilişkiler uzmanları, ABD'nin adımının Rusya-Ukrayna savaşı sonrası değişen Avrupa güvenlik mimarisiyle de bağlantılı olduğunu belirtiyor. Doğu Akdeniz'de NATO müttefikleri arasında bir denge kurmaya çalışan Washington, bir yandan Türkiye ile ilişkilerini yönetmeye çalışırken diğer yandan Atina ve Lefkoşa'nın güvenlik taleplerini karşılamaya çalışıyor. Ancak bu denge politikası, Ankara'nın tepkisini çekmekten kaçınamıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin Kıbrıs Rum Yönetimi'ne silah ambargosu muafiyetini uzatması, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki güvenlik algısını doğrudan etkiliyor. Ankara, adadaki Türk toplumunun güvenliğini ve KKTC'nin varlığını korumak için askeri ve diplomatik araçlarını devreye almaktan çekinmiyor. Bu karar, Türkiye'nin ABD ile ilişkilerinde yeni bir gerilim hattı oluşturabilir; zira Türkiye, ittifak içinde kendisine yönelik dengelenme çabalarına karşı hassas. Öte yandan Türkiye, Doğu Akdeniz'deki enerji denkleminde KKTC'nin haklarını savunmaya devam edecek ve bölgesel güç projeksiyonunu sürdürecektir. Uzun vadede, bu tür adımlar Kıbrıs müzakerelerini daha da karmaşık hale getirebilir ve bölgesel istikrarı riske atabilir.