İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen 18 milyar dolarlık fon skandalı soruşturması kapsamında gözaltına alınanların sayısı 50'yi aştı. İktidar partisinin genel başkan yardımcısı istifa ederken, aralarında ekonomistler ve gazetecilerin bulunduğu onlarca kişinin X (Twitter) hesapları erişime kapatıldı. Soruşturma, hükümete yakın iş çevrelerine aktarıldığı iddia edilen kamu kaynaklarının izini sürüyor.
Soruşturmanın Arka Planı
İlk olarak geçtiğimiz ay ortaya çıkan iddialara göre, kamu bankaları aracılığıyla toplanan ve "Stratejik Yatırım Fonu" adı altında yönetilen 18 milyar dolarlık kaynağın önemli bir kısmı, ihaleler yoluyla iktidara yakın şirketlere aktarıldı. Savcılık, fonun kuruluş amacı dışında kullanıldığı ve kamu zararına yol açıldığı gerekçesiyle geniş çaplı bir soruşturma başlattı. Gözaltına alınanlar arasında eski bürokratlar, banka yöneticileri ve iş insanları bulunuyor. Soruşturmanın merkezinde, fonun yönetiminden sorumlu tutulan ve halen iktidar partisinin genel başkan yardımcılığı görevini yürüten ismin istifası yer alıyor. İstifa kararı, partideki çatlakların derinleştiği yorumlarına neden oldu.
Öte yandan, soruşturmayı haberleştiren ve sosyal medyada paylaşan çok sayıda gazeteci ile ekonomistin X hesapları, "dezenformasyon" gerekçesiyle erişime engellendi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, yapılan engellemelerin ifade özgürlüğüne yönelik ciddi bir müdahale olduğunu belirterek kararı kınadı. Hükümet yetkilileri ise soruşturmanın bağımsız yargı tarafından yürütüldüğünü ve siyasi bir boyutu olmadığını savunuyor. Ancak muhalefet, soruşturmanın iktidar içindeki bir hesaplaşmaya dönüştüğünü ve gerçek sorumluların korunduğunu iddia ediyor.
Ekonomistler, fon skandalının Türkiye'nin zaten kırılgan olan ekonomik dengelerini daha da bozabileceği uyarısında bulunuyor. Yabancı yatırımcıların güveninin sarsılması, Türk lirası üzerindeki baskıyı artırabilir ve enflasyonla mücadeleyi zorlaştırabilir. Merkez Bankası'nın para politikası üzerindeki siyasi baskıların da soruşturma sürecinde arttığı belirtiliyor. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları, gelişmeleri yakından izlediklerini ve Türkiye'nin not görünümünü etkileyebileceğini açıkladı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Türkiye, jeopolitik konumu gereği Orta Doğu, Avrupa ve Asya arasında kritik bir köprü işlevi görüyor. Son yıllarda artan otoriterleşme eğilimleri ve hukuk devleti ilkesinden uzaklaşma endişeleri, Batılı müttefiklerle ilişkilerde gerginliğe yol açmıştı. Bu soruşturma, Türkiye'nin demokratik kurumlarının işleyişi ve yargı bağımsızlığı konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirdi. Avrupa Birliği, konuyla ilgili doğrudan bir açıklama yapmaktan kaçınırken, bazı AB yetkilileri ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü konusundaki endişelerini dile getirdi.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, "Türkiye'deki gelişmeleri yakından takip ediyoruz; hukuk devleti ve şeffaflık ilkelerinin korunması önemlidir" şeklinde bir açıklama yaptı. Uluslararası basın kuruluşları, soruşturmanın Türkiye'nin uluslararası itibarını zedeleyebileceğini ve yabancı yatırımları olumsuz etkileyebileceğini vurguluyor. Özellikle son dönemde yabancı sermaye çıkışı yaşayan Türkiye için bu tür bir skandal, ekonomik toparlanma çabalarına darbe vurabilir.
Bölgesel açıdan bakıldığında, Türkiye'nin Suriye, Irak ve Doğu Akdeniz'deki askeri varlığı ve enerji projelerindeki rolü, istikrarsızlık algısını artırarak bölgesel dengeleri etkileyebilir. İran ve Rusya gibi aktörler, Türkiye'deki iç karışıklıkları kendi lehlerine kullanma fırsatı bulabilir. Ayrıca, Türkiye'nin NATO içindeki konumu ve İsveç'in NATO üyeliği gibi hassas konularda yaşanan anlaşmazlıklar, bu tür bir krizle daha da karmaşık hale gelebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu soruşturma, Türkiye'nin ekonomik güvenliği ve siyasi istikrarı açısından kritik bir eşikte olduğunu gösteriyor. 18 milyar dolarlık fonun akıbeti, kamu maliyesi üzerinde doğrudan bir baskı yaratırken, yargı sürecinin şeffaflığı ve adil yürütülmesi, ülkenin uluslararası finans piyasalarındaki itibarını belirleyecek. İktidar partisi içindeki istifa ve gözaltılar, siyasi kutuplaşmayı derinleştirerek 2028 seçimleri öncesinde belirsizlik yaratabilir. Ayrıca, gazetecilerin ve ekonomistlerin sosyal medya hesaplarının engellenmesi, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü konusundaki endişeleri artırarak Türkiye'nin demokratik imajına zarar veriyor. Türk dış politikası açısından, bu tür bir iç kriz, Batı ile ilişkilerde yeni gerilimlere yol açabilir ve ekonomik yaptırım riskini gündeme getirebilir. Kısacası, gelişmeler Türkiye'nin hem iç hem de dış politikada zorlu bir döneme girdiğini işaret ediyor.