Tunus Cumhurbaşkanı Kais Saied, 2019 yılında halkın ekonomik umutlarını yeşertme vaadiyle iktidara geldi. Ancak aradan geçen yedi yılda ülke ekonomisi ciddi sınavlardan geçti. Artan gıda fiyatları, yüksek işsizlik oranları ve katlanarak büyüyen kamu borcu, Saied yönetiminin ekonomik performansını gölgeliyor. Uluslararası Para Fonu (IMF) ile yürütülen kredi görüşmelerinin tıkanması, yatırımcı güveninin sarsılması ve siyasi istikrarsızlık, Tunus'un ekonomik toparlanma çabalarını baltalıyor.
Ekonomik Vaatler ve Gerçekler
Kais Saied, 2019 seçimlerinde yolsuzlukla mücadele ve ekonomik adalet söylemiyle geniş halk kitlelerinin desteğini kazandı. Göreve geldikten sonra 2021 yılında parlamentoyu askıya alması ve yargıyı kontrol altına alma girişimleri, ülkeyi otoriterleşme eleştirileriyle karşı karşıya bıraktı. Ekonomik alanda ise vaat edilen reformlar hayata geçirilemedi. Tunus dinarı ABD doları karşısında önemli ölçüde değer kaybetti; bu durum ithal ürünlerin maliyetini artırarak enflasyonu körükledi. Gıda enflasyonu çift haneli rakamlara ulaşarak halkın alım gücünü düşürdü. Özellikle ekmek, süt, şeker gibi temel tüketim mallarında yaşanan kıtlıklar ve fiyat artışları, günlük yaşamı olumsuz etkiledi.
İşsizlik, özellikle genç nüfus ve üniversite mezunları arasında yüksek seyrediyor. Resmi verilere göre işsizlik oranı yüzde 15'in üzerinde; genç işsizliği ise yüzde 30'u aşmış durumda. Bu durum, Tunus'un en büyük sorunlarından biri olan beyin göçünü hızlandırıyor. Nitelikli iş gücü, daha iyi yaşam koşulları için Avrupa'ya göç ediyor. Kamu borcu ise Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'nın (GSYH) yüzde 80'ine yaklaşarak sürdürülebilirlik endişelerini artırıyor. Dış borç ödemeleri için gereken döviz ihtiyacı, turizm gelirlerindeki dalgalanmalar ve yabancı yatırımlardaki düşüşle birleşince rezervler üzerindeki baskı artıyor.
Hükümet, IMF ile 2022 yılında başlayan ve 1,9 milyar dolarlık bir kredi anlaşmasını öngören görüşmeleri, uygulanması gereken kemer sıkma politikalarının toplumsal tepki çekeceği gerekçesiyle ilerletemedi. Saied, IMF reçetelerini reddederek alternatif finansman arayışlarına yöneldi; ancak bu arayışlar somut sonuç vermedi. Yatırımcılar, öngörülemez politik kararlar ve hukukun üstünlüğüne ilişkin endişeler nedeniyle Tunus'a mesafeli yaklaşıyor. Yabancı doğrudan yatırımlar, 2010 öncesi seviyelerin oldukça altında seyrediyor.
Tunus'un Bölgesel ve Küresel Konumu
Tunus, 2011 Arap Baharı'nın fitilini ateşleyen ülke olarak demokrasiye geçiş sürecinin sembolüydü. Ancak Saied'in 2021'de parlamentoyu feshetmesi ve ardından anayasayı değiştirerek yetkilerini genişletmesi, ülkenin demokratik kazanımlarını geriletti. Bu durum, Batılı müttefiklerin Tunus'a yönelik eleştirilerini artırdı. Avrupa Birliği ve ABD, Tunus'taki otoriterleşme eğilimlerini endişeyle izlerken, ekonomik istikrarsızlık da göç akımlarını tetikleyerek Avrupa için güvenlik kaygısı oluşturuyor. Tunus, Libya'daki istikrarsızlık ve Sahel bölgesindeki güvenlik sorunları nedeniyle stratejik önemini koruyor; ancak ekonomik kırılganlık, ülkenin bölgesel rolünü zayıflatıyor.
Ayrıca, Tunus'un da içinde bulunduğu Mağrip bölgesi, Cezayir ve Fas arasındaki gerilimler nedeniyle parçalanmış durumda. Tunus, bu rekabette denge politikası izlemeye çalışsa da ekonomik sıkışmışlık, dış politikada manevra alanını daraltıyor. Son dönemde Saied yönetimi, özellikle Rusya ve Çin ile ilişkileri geliştirme arayışında; ancak bu ülkelerden beklenen ekonomik destek henüz somutlaşmış değil. Tunus'un borç yükünü hafifletmek için Körfez ülkelerinden de destek arayışları sürüyor; fakat bu destekler genellikle siyasi koşullara bağlı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Tunus'daki ekonomik kriz ve siyasi istikrarsızlık, Türkiye'nin Akdeniz ve Kuzey Afrika politikalarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, Tunus ile tarihi ve kültürel bağları güçlü olan bir ülke; ticaret hacmi son yıllarda artsa da, Tunus ekonomisinin daralması karşılıklı yatırımları risk altına alıyor. Ayrıca, Tunus'un IMF ile anlaşamaması ve alternatif finansman arayışları, bölgede ekonomik nüfuz rekabetini artırabilir. Türkiye, istikrarlı bir Tunus'un Akdeniz'deki denge için önemli olduğunu düşünüyor; ancak otoriterleşme eğilimleri ve ekonomik kötüleşme, Türk yatırımcılar için öngörülemezlik yaratıyor. Göç akımları ve güvenlik sorunları da Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor.