Demokratik Kongo Cumhuriyeti (DKC) Devlet Başkanı Félix Tshisekedi, 1 Eylül'de Kudüs'te İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile bir araya gelerek geniş bir gülümsemeyle kameralara poz verdi. Bu görüşme, Eylül ayının İsrail-DKC ilişkileri açısından yoğun geçen ilk gününü oluşturdu. Ziyaretin ardından 24 gün sonra Tshisekedi'nin BM Genel Kurulu'na katılan heyeti, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesinin yankılarını New York'a taşıdı. Tshisekedi'nin Kudüs ziyareti, sadece bir dış politika hamlesi değil, aynı zamanda inanç diplomasisi, bölgesel çıkarlar ve iç siyasi hayatta kalma stratejilerinin kesişim noktasında duruyor.
Ziyaretin Arka Planı ve İsrail-DKC İlişkileri
Demokratik Kongo Cumhuriyeti, 1960'lı yıllardan bu yana İsrail ile inişli çıkışlı bir ilişki sürdürüyor. İsrail, DKC'ye tarım teknolojisi, güvenlik eğitimi ve istihbarat desteği sağlarken; DKC de Birleşmiş Milletler'deki oylamalarda zaman zaman İsrail lehine tutum almasıyla biliniyor. Félix Tshisekedi, 2019'da iktidara geldiğinden beri İsrail ile ilişkileri güçlendirmeye özen gösterdi. Bu ziyaret, iki ülke arasındaki savunma ve teknoloji iş birliğini ileri taşıma amacı taşıyor. Ayrıca Tshisekedi, ülkesinin doğusunda devam eden istikrarsızlık ve milis gruplarla mücadelede İsrail'in güvenlik deneyiminden faydalanmak istiyor.
Ziyaretin sembolik değeri de büyük. Kudüs'te gerçekleşmesi, İsrail'in Kudüs'ü başkent olarak görme politikasına dolaylı bir destek anlamına geliyor. Bu durum, Filistin yanlısı Afrika ülkeleri ve Arap dünyasında rahatsızlık yaratabilir. Öte yandan Tshisekedi, ülkesindeki geniş Hristiyan nüfusun dini duygularını da hesaba katmak zorunda. Kongo, dünyanın en büyük Katolik nüfusuna sahip ülkelerinden biri ve halkın bir kısmı İsrail'e destek konusunda bölünmüş durumda.
Tshisekedi'nin Kudüs ziyareti, iç siyasette de bir hamle olarak okunabilir. Ülkede 2023 seçimleri öncesinde Tshisekedi, ekonomik kalkınma ve güvenlik vaatlerini öne çıkararak milliyetçi ve muhafazakâr seçmen tabanına hitap etmeyi amaçlıyor. İsrail ile yakınlaşma, Batı yanlısı bir çizgi olarak algılansa da, aynı zamanda alternatif ortaklıklar arayan bir Afrika lideri imajı çiziyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Afrika'da İsrail ile ilişkiler son yıllarda yeniden şekilleniyor. 2020'de Sudan, Fas ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler İbrahim Anlaşmaları ile İsrail ile normalleşme adımları atmıştı. DKC ise bu süreçte daha temkinli davrandı ancak Tshisekedi döneminde ilişkiler hız kazandı. İsrail, Afrika'da etkisini artırmak için tarım, su yönetimi ve siber güvenlik alanlarında iş birlikleri sunuyor. DKC, zengin doğal kaynakları ve stratejik konumuyla İsrail için önemli bir ortak.
Öte yandan, İran ve Suudi Arabistan gibi bölgesel aktörler de Afrika'da nüfuz mücadelesi veriyor. Tshisekedi'nin Kudüs ziyareti, bu rekabette İsrail'e alan açma girişimi olarak değerlendiriliyor. Ayrıca ABD'nin Afrika'daki etkisini dengeleme çabaları kapsamında İsrail'in rolü artıyor. Çin'in DKC'deki ağırlığı düşünüldüğünde, Tshisekedi'nin Batı ve İsrail ile yakınlaşması, ekonomik bağımlılığı çeşitlendirme amacı taşıyor.
Ancak bu ilişki, DKC'nin iç sorunlarını çözmeye yetmeyebilir. Ülkenin doğusunda M23 isyancıları ve diğer silahlı gruplar faaliyet gösteriyor; Ruanda ve Uganda ile gerilim sürüyor. İsrail'in güvenlik desteği sınırlı kalabilir. Ayrıca insan hakları örgütleri, İsrail ile yapılan silah anlaşmalarının Kongo'daki çatışmaları derinleştirebileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Félix Tshisekedi'nin Kudüs ziyareti, Türkiye'nin Afrika açılımı ve Doğu Akdeniz politikaları açısından dikkatle izlenmeli. Türkiye, son yıllarda Afrika'da ekonomik ve diplomatik etkisini artırırken, İsrail'in kıtadaki nüfuzu da genişliyor. DKC, Türkiye'nin Afrika'da önemli ortaklarından biri; TİKA ve özel sektör yatırımları mevcut. Tshisekedi'nin İsrail'e yakınlaşması, Ankara'nın bölgedeki dengeleri gözetmesini gerektiriyor. Ayrıca Kudüs'ün statüsü Türkiye için hassas bir konu; ziyaret, Filistin davasına verilen desteği zayıflatabilir. Türkiye, DKC ile ilişkilerini güçlendirerek İsrail'in etkisini dengeleyebilir ve Afrika'daki çok taraflı diplomasisini sürdürmelidir. Bu gelişme, Türkiye'nin Orta Doğu ve Afrika arasında köprü olma iddiasını test edecek nitelikte.