İran, onlarca yıllık yaptırım ve savaş deneyimiyle Trump yönetiminin başlattığı 'maksimum baskı' kampanyasına karşı direnmeyi başardı. ABD'nin 2018'de nükleer anlaşmadan çekilmesiyle yeniden uygulanan ve giderek sertleşen yaptırımlar, Tahran'ı diplomatik ve ekonomik izolasyona itmeyi hedefliyordu. Ancak İran, geçmişteki deneyimlerine dayanarak yaratıcı yöntemler geliştirdi: petrol satışlarını üçüncü ülkeler ve takas mekanizmalarıyla sürdürdü, Çin ve Rusya ile ticaretini derinleştirdi, yerli üretimi teşvik etti. Sonuç olarak, İran ekonomisi daralsa da çökmedi ve toparlanma sinyalleri vermeye başladı.
Tarihsel direnç ve uyum stratejileri
İran, 1979 devriminden bu yana sürekli ekonomik baskı altında yaşadı. İran-Irak Savaşı (1980-1988) sırasında petrol tesislerinin bombalanması ve uluslararası ambargolar, Tahran'ı kendine yeterlilik politikalarına yöneltti. Özellikle 2010-2015 dönemindeki BM ve ABD yaptırımları, İran'ın yaptırımları aşma konusunda uzmanlaşmasını sağladı. Bankacılık sistemi üzerindeki baskıyı hafifletmek için özel takas mekanizmaları (örneğin INSTEX) kuruldu; para transferleri için kripto paralar ve altın kullanıldı; petrol ihracatı, akaryakıt gemilerinin izlenmesini zorlaştırmak için gemi AIS sinyallerini kapatarak veya rotalarını değiştirerek sürdürüldü.
Ayrıca İran, Çin'e petrol satışlarını artırdı ve Rusya ile askeri, ticari ve enerji alanlarında işbirliğini derinleştirdi. İmza altına alınan 25 yıllık stratejik anlaşma, Çin'in İran'a yatırım yapmasını ve İran petrolünü satın almasını düzenliyor. Rusya ile ise petrol-gaz takası anlaşmaları yapıldı; İran, kuzeyindeki Rus gazını kullanarak kendi petrolünü serbest bırakıyor. İçeride ise enflasyonla mücadele için sübvansiyonları kesti, vergi tabanını genişletti ve bazı sektörlerde özelleştirmeye gitti.
Bölgesel ve küresel boyut
İran'ın yaptırımlara direnci, ABD'nin Ortadoğu'daki etkisini sınırlıyor. İran, Irak, Suriye, Yemen ve Lübnan'daki vekil güçlerini finanse etmeye devam ederken, nükleer programını da ilerletiyor. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) raporları, İran'ın uranyum zenginleştirme kapasitesini artırdığını ve yüzde 60 saflığa ulaştığını gösteriyor. Bu da nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılmasını zorlaştırıyor. Öte yandan, ABD ve İsrail askeri seçenekleri masada tutarken, Çin ve Rusya İran'ı diplomatik olarak destekliyor. Böylece İran, uluslararası sistemde bir kırılma noktası haline geliyor.
Petrol piyasaları açısından, İran'ın yaptırımlara rağmen ihracatını sürdürmesi, küresel arzın beklenenden yüksek kalmasına ve fiyatların görece düşük seyretmesine katkıda bulunuyor. Ancak yaptırımların sıkılaştırılması, bir anda arz fazlasını arz açığına çevirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran yaptırımları konusunda ABD ile Rusya arasında hassas bir denge kurmak zorunda. Türkiye, İran'dan doğal gaz ithal ediyor ve gıda, tekstil gibi sektörlerde ticaret hacmi milyar dolar seviyesinde. Yaptırımlar nedeniyle İran ile ticaretini SWIFT dışı yöntemlerle (takas, altın) yürütüyor. Bu durum, Türkiye'nin ABD ile ilişkilerinde ek bir gerilim kaynağı oluştururken, Rusya ile enerji işbirliğini de etkiliyor. Türkiye, İran'ın yaptırımlara direnme kapasitesinin sınırlı olduğunu ve uzun vadede İran ekonomisinin kırılgan kalacağını göz önünde bulundurarak, alternatif tedarik yolları geliştirmeli ve yaptırım rejimine uyum konusunda net bir strateji belirlemelidir.