ABD'de yapılan yeni bir kamuoyu yoklaması, ülkenin en yüksek yargı organı olan Yüksek Mahkeme'ye duyulan güvenin tarihi düşük seviyelerde olduğunu ve bu düşüşte eski Başkan Donald Trump'ın mahkemeye yönelik amansız eleştirilerinin önemli bir etken olduğunu ortaya koydu. Ankete göre, Amerikalıların yüzde 65'i yargıçların kararlarını çoğunlukla hukuki gerekçelerle değil, siyasi saiklerle aldığını düşünüyor. Bu algı, mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusundaki endişeleri artırırken, kuruma olan kamu güveninin giderek aşındığına işaret ediyor. Trump'ın özellikle seçim sonuçları ve kendi aleyhindeki hukuki süreçlerde mahkemeyi hedef alan açıklamaları, toplumdaki kutuplaşmayı derinleştiriyor.
Mahkeme Üzerindeki Siyasi Baskılar ve Kamu Algısı
Yüksek Mahkeme, ABD'nin kurucu belgelerinde açıkça tanımlanan ve diğer iki erk olan yasama ile yürütmeye karşı denge unsuru olarak işlev gören bağımsız bir yargı organıdır. Ancak son yıllarda, özellikle 2016'dan bu yana cumhuriyetçi başkanların atadığı üç yeni yargıçla birlikte mahkemenin ideolojik dengesi sağa kaymış durumda. Bu durum, kararların siyasi yelpazede yer bulan konularda — kürtaj, silah hakkı, dini özgürlükler ve seçim hukuku gibi — yoğunlaşmasıyla birleşince, mahkemenin tarafsızlığına dair şüpheler güçleniyor.
Ankete katılanların yalnızca yüzde 31'i yargıçların önlerine gelen davaları tarafsız ve hukuki ilkelere bağlı kalarak karara bağladığına inandığını belirtti. Bu oran, 1980'lerde yapılan ölçümlerde yüzde 60'ların üzerindeydi. Uzmanlar, bu düşüşte özellikle son iki yılda yaşanan bazı kritik kararların ve muhalefetin "siyasallaşmış mahkeme" söyleminin etkili olduğunu belirtiyor. Örneğin, 2022'de kürtaj hakkını anayasal koruma altına alan Roe v. Wade kararının iptali, toplumun büyük bir kesiminde mahkemenin siyasi bir aktör olarak görülmesine yol açtı.
Trump'ın mahkemeye yönelik saldırıları yeni bir olgu değil. Eski başkan, görevde olduğu süre boyunca ve sonrasında kendisiyle ilgili davalara bakan yargıçları "siyasi düşman" olarak nitelendirdi ve hatta 2020 seçimlerinin ardından mahkemeden kendisini zafer ilan etmesini talep etti. Bu açıklamalar, yargı bağımsızlığına saygı duyan hukukçular tarafından sert bir şekilde eleştirilse de, özellikle Trump destekçileri arasında karşılık buldu. Bu durum, mahkemenin meşruiyetine ilişkin kutuplaşmayı daha da derinleştiriyor.
Güven Erozyonunun Bölgesel ve Küresel Yansımaları
Yüksek Mahkeme'ye duyulan güvenin azalması, yalnızca ABD iç siyasetini değil, aynı zamanda ülkenin küresel itibarını da etkiliyor. ABD, uzun süredir güçlü ve bağımsız yargı sistemiyle demokrasinin savunucusu olarak görülüyordu. Ancak kurumsal güvenin erozyonu, otoriter rejimlerin ABD'ye yönelik eleştirilerinde elini güçlendiriyor ve demokrasi algısını zayıflatıyor.
Küresel ölçekte, birçok ülke Yüksek Mahkeme kararlarını emsal olarak alıyor ve Amerikan hukuk sistemi, uluslararası hukukun gelişiminde belirleyici bir rol oynuyor. Dolayısıyla mahkemenin meşruiyetinin sorgulanması, dünya genelinde hukukun üstünlüğü ilkesine duyulan güvene de zarar verebilir. Özellikle hukukun üstünlüğünün zayıf olduğu ülkelerde, ABD'nin bu durumu, demokratik kurumların güvenilirliği hakkında olumsuz bir mesaj veriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD'deki yargı bağımsızlığı konusundaki gelişmeleri yakından izlemektedir. Zira Türk-Amerikan ilişkilerinde hukuk sistemi, FETÖ iadesi, yaptırımlar ve vize ihlalleri gibi dosyalarda belirleyici bir rol oynamaktadır. ABD Yüksek Mahkemesi'nin itibarının düşmesi, iki ülke arasındaki hukuki anlaşmazlıklarda güven ortamını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, küresel demokrasi savunuculuğunu daha az güvenilir hale getiren bu durum, Türkiye'nin yargı bağımsızlığı alanındaki eleştirilere karşı savunmasını güçlendirebilir. Ankara, ABD'deki siyasi krizleri kendi iç hukuk reformlarını hızlandırmak için bir fırsat olarak değerlendirebilir.