Donald Trump'ın ikinci başkanlık döneminde Ortadoğu'da yeni bir dönem başlatma vaadi, son haftalarda yaşanan saldırılar ve artan gerginliklerle sarsılmış durumda. İran ve Amerika arasındaki dolaylı diplomasi çabalarına rağmen, bölgedeki istikrarsızlık devam ediyor. Trump yönetiminin, Tahran yönetimiyle nükleer müzakereleri yeniden başlatma ve bölgesel gerilimi azaltma hedefi, beklenen ivmeyi yakalayamadı. Uzmanlara göre, iki ülke arasındaki derin güvensizlik ve İran'ın vekil güçler aracılığıyla yürüttüğü asimetrik savaş, diplomasinin önünde ciddi engel teşkil ediyor.
Yeni Ortadoğu vizyonu ve sahada yaşananlar
Trump, Ocak ayında göreve başlamasının ardından Ortadoğu'da İbrahim Anlaşmaları'nı genişletmek ve Suudi Arabistan'ın da dahil olduğu kapsamlı bir normalleşme süreci başlatmak istedi. Ancak İsrail-Hamas çatışmasının Gazze'de yarattığı yıkım, Hizbullah'ın Lübnan'dan artan tehditleri ve Yemen'deki Husilerin Kızıldeniz'de uluslararası ticareti hedef alan saldırıları, Washington'un bölgedeki manevra alanını daralttı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun geçtiğimiz haftalarda bölgeye yaptığı ziyaret, somut sonuçlar üretmekte yetersiz kaldı. Özellikle İran destekli milis gruplarının ABD üslerine yönelik saldırıları, Trump yönetimini sert yanıt vermeye zorlayarak diplomatik süreci sekteye uğrattı.
Beyaz Saray yetkilileri, İran ile şu an için doğrudan bir diyalog zemini olmadığını kabul ederken, dolaylı yollarla sürdürülen görüşmelerde ilerleme kaydedilemedi. Uzmanlar, İran'ın daha geniş bir bölgesel pazarlık yapılması koşulunu öne sürdüğünü, ABD'nin ise öncelikle nükleer dosyaya odaklanmak istediğini belirtiyor. Bu açmaz, her iki tarafın da çıkmaza girmesine neden oluyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Trump'ın Ortadoğu stratejisi, aynı zamanda Körfez ülkeleri ve Türkiye gibi bölgesel aktörlerin tepkileriyle de şekilleniyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, İran tehdidine karşı ABD'nin daha kararlı adımlar atmasını beklerken, son saldırılar bu beklentileri boşa çıkardı. Öte yandan, Çin ve Rusya'nın Ortadoğu'da artan nüfuzu, Washington'u alternatif diplomatik kanallara yönelmeye itiyor. Moskova, İran-ABD gerginliğinde arabulucu rolü üstlenmeye çalışırken, Pekin ise ekonomik bağlarını genişletiyor. Trump'ın 'önce Amerika' politikası, müttefikler arasında güven bunalımı yaratırken, bölgesel krizlerin çözümünü daha da karmaşık hale getiriyor. Uzun vadede, İran ile diyalog tıkanırsa, yeni bir silahlanma yarışı ve göç dalgası riski de belirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran-ABD gerginliğinin sürmesi, Türkiye'nin bölgesel güvenlik dengeleri üzerinde doğrudan etkili. Türkiye, hem İran'la sınır komşusu hem de ABD'nin NATO müttefiki olarak, iki taraf arasında denge politikası izlemek zorunda. Olası bir İran-ABD krizi, Türkiye'nin Kuzey Irak ve Suriye'deki terörle mücadelesini olumsuz etkileyebilir, ayrıca enerji ticaretini ve turizm gelirlerini tehdit edebilir. Ankara, diplomatik girişimlerini artırarak hem Tahran'la hem de Washington'la diyaloğu canlı tutmaya çalışıyor. Ancak ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları, Türk şirketlerini de sıkıntıya sokuyor. Önümüzdeki dönemde Türkiye, arabuluculuk rolünü daha da derinleştirebilir ve İran-ABD krizinin bölgesel sıçramasını engellemek için aktif diplomasi yürütebilir.