ABD Başkanı Donald Trump'ın Kanada'ya yönelik sözlü ve ticari saldırıları yeni bir boyut kazandı. Amerikan Başkanı, 51. eyalet söylemleriyle başlayan tartışmayı, Kanada'nın başkenti Ottawa'yı hedef alan alaycı paylaşımlarla sürdürüyor. Bu gelişmeler, Kanada Başbakanı Mark Carney'in pragmatik diplomasi anlayışına yönelik içerideki desteğin giderek azalmasına yol açıyor. Carney'in sakin ve uzlaşmacı yaklaşımı, muhalefet ve kamuoyunda sert tepkilere neden olurken, ülke genelinde ABD'ye karşı daha sert bir tutum takınılması gerektiği yönünde bir konsensüs oluşuyor.
Trump'ın Kışkırtıcı Söylemleri ve Ticaret Savaşı
Trump, göreve gelmesinden bu yana Kanada'ya yönelik ithalat tarifelerini artırdığı için Ottawa'yı hedef alan açıklamalar yapıyor. Başkan, Kanada'yı ABD'nin 51. eyaleti yapmak istediğini defalarca dile getirirken, son olarak Ottawa'nın "bir daha asla dünyanın en güzel şehirlerinden biri olarak anılmayacağını" iddia etti. Bu tür provokatif çıkışlar, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin en hassas döneminde gerçekleşiyor. Özellikle Kanada'nın kereste, süt ürünleri ve otomotiv sektörlerine yönelik ABD tarifeleri, Ontario ve Quebec gibi sanayi bölgelerinde büyük kaygı yaratıyor.
Mark Carney, eski bir merkez bankacısı olarak bu krizi yönetmek için sakin bir Diplomasi yürütüyor. Carney, hem Kanada ekonomisinin ABD'ye bağımlılığını azaltmayı hem de ticaret anlaşmazlıklarını müzakere yoluyla çözmeyi amaçlıyor. Ancak bu yaklaşım, özellikle muhafazakar muhalefet ve bazı iş çevreleri tarafından zayıflık olarak algılanıyor. Ülkenin önde gelen gazetelerinden Globe and Mail'de yayımlanan bir başyazı, "Carney'in diplomasisi Trump'a boyun eğmekten başka bir şey değil" eleştirisinde bulundu.
Kanadalıların Artan Tepkisi ve Siyasi Sonuçlar
Kamuoyu yoklamaları, Kanadalıların önemli bir bölümünün ABD'ye karşı daha sert bir yanıt beklediğini gösteriyor. Angus Reid Enstitüsü'nün geçtiğimiz hafta yaptığı ankete göre, katılımcıların %68'i Kanada'nın ABD'ye karşı misilleme tarifeleri uygulamasını destekliyor. Bu oran, altı ay önce yapılan anketlere kıyasla 12 puanlık bir artışa işaret ediyor.
Carney'in popülaritesi de bu süreçte gerilemeye başladı. Göreve geldiğinde %60 civarında olan onay oranı, son ölçümlerde %45'e düştü. Muhalefet lideri Pierre Poilievre, Carney'i "Kanada'nın çıkarlarını savunmak yerine Trump'ı yatıştırmaya çalışmakla" suçluyor. Siyasi gözlemciler, bu durumun önümüzdeki seçimlerde iktidarın el değiştirmesine yol açabileceğini öngörüyor. Ayrıca, Kanada'nın ABD Büyükelçisi Kirsten Hillman'ın geçtiğimiz hafta istifası, ilişkilerdeki gerginliğin bir başka işareti olarak yorumlandı.
Uzmanlar, Trump yönetiminin asıl amacının Kanada'nın ekonomik bağımsızlığını baltalamak olduğunu düşünüyor. Columbia Üniversitesi'nden ekonomi doçenti Michael Smith, "Trump, NAFTA'nın yeniden müzakere edilmesi fikrini canlı tutarak Kanada'yı masaya oturtmaya çalışıyor. Ancak bu sefer Kanada'nın eli çok daha güçlü; çünkü ABD'nin enerji ve su kaynaklarına bağımlılığı giderek artıyor" diyor.
Küresel Ticaret Sistemi Üzerindeki Etkileri
Bu gerginlik, yalnızca ikili ilişkileri değil, küresel ticaret sistemi açısından da kritik bir önem taşıyor. ABD'nin geleneksel müttefiki olan Kanada'ya yönelik bu politikası, uluslararası toplumda istikrarsızlık yaratıyor. Avrupa Birliği ve Japonya gibi diğer büyük ekonomiler, Washington'ın benzer bir baskıyla karşılaşabileceklerini düşünerek ticaret politikalarını revize etmeye başladı. Dünya Ticaret Örgütü'nün (DTÖ) kurallarının aşındığı bu ortamda, Kanada'nın karşı misillemeleri, ticaret anlaşmazlıklarının çözümünde yeni emsal teşkil edebilir.
Öte yandan, Kanada'nın Çin ve Avrupa ile ticaret anlaşmalarını genişletme çabaları, ABD'ye alternatif pazarlar bulma stratejisinin bir parçası. Carney hükümeti, Trans-Pasifik Ortaklığı'nın (CPTPP) aktif bir üyesi olarak Asya-Pasifik pazarında çeşitlenmeye gidiyor. Ancak bazı analistler, bu hamlelerin kısa vadede Kanada'nın ABD'ye olan ihracat bağımlılığını azaltmayacağını savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD'nin müttefiklerine ekonomik baskı politikalarını yakından izliyor. Bu durum, Türkiye'nin savunma sanayiinde yaşadığı CAATSA yaptırımları ve F-35 programından çıkarılmasına benzer bir örnek olarak görülebilir. ABD'nin Kanada'ya yönelik tutumu, Ankara'nın Washington karşısında daha bağımsız bir dış politik izlemesi gerekliliğini teyit ediyor. Türkiye'nin çok kutuplu ticaret stratejisi ve bölgesel iş birlikleri, ABD baskısına karşı dirençli olabilecek bir yapı sergiliyor. Ancak küresel ticaret savaşlarının derinleşmesi, Türkiye'nin ihracat pazarlarını çeşitlendirme çabalarını hızlandırması açısından bir fırsat da sunuyor.