Donald Trump'ın başkanlığı döneminde Amerika Birleşik Devletleri'nin Birleşmiş Milletler (BM) ile ilişkileri, seçici bir angajman ve alternatif yapılar oluşturma stratejisiyle şekillendi. Washington, çok taraflı kurumlara yönelik eleştirilerini sürdürürken, BM içindeki etkisini tamamen kaybetmemek için masada kalmayı da ihmal etmedi. Bu yaklaşım, ABD'nin uluslararası düzende liderlik rolünü yeniden tanımlama çabasının bir yansıması olarak görülüyor.
BM'ye seçici angajmanın arka planı
Trump yönetimi, göreve geldiği ilk günden itibaren BM'yi eleştirmiş, özellikle İnsan Hakları Konseyi'nden çekilme, UNESCO'dan ayrılma ve Filistinli mültecilere yardım eden UNRWA'ya finansmanı kesme gibi adımlarla çok taraflı taahhütlerini azalttı. 2017'de BM bütçesine yapılan katkılarda kesintiye gidilmesi ve barış gücü operasyonlarının gözden geçirilmesi, bu politikaların somut örnekleri oldu. Ancak aynı yönetim, BM Güvenlik Konseyi'ndeki veto hakkını aktif olarak kullanmaya devam etti ve İran, Kuzey Kore gibi konularda BM platformunu kendi öncelikleri doğrultusunda yönlendirmeye çalıştı.
Washington'un bu tutumu, "ya hep ya hiç" yaklaşımından ziyade, çıkar odaklı bir katılımı yansıtıyor. ABD, BM'nin insani yardım ve barışı koruma gibi alanlardaki operasyonlarına katkı sağlarken, kendi egemenlik alanlarına müdahale olarak gördüğü konularda ise mesafe koyuyor. Örneğin, Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne yönelik tehditler ve yaptırımlar, bu seçici yaklaşımın bir parçası.
Aynı dönemde ABD, BM dışında alternatif platformlar kurmaya yöneldi. İsrail ile Arap ülkeleri arasında normalleşme anlaşmaları (Abraham Accords) gibi girişimler, BM çatısı altında değil, ikili ve bölgesel mekanizmalarla yürütüldü. Bu, ABD'nin çok taraflılığı zayıflatırken, kendi liderliğinde yeni ittifak ağları oluşturma stratejisinin bir göstergesi.
Küresel ve bölgesel boyut
ABD'nin BM'ye yönelik seçici angajmanı, küresel yönetişimde önemli sonuçlar doğurdu. Çin ve Rusya, ABD'nin boşalttığı alanlarda etkilerini artırmaya başladı. Özellikle BM İnsan Hakları Konseyi ve barış gücü operasyonlarında Çin'in artan katkısı, uluslararası sistemde güç dengelerinin değiştiğini gösteriyor. Rusya ise Suriye ve Venezuela gibi konularda BM Güvenlik Konseyi'ni kendi çıkarları doğrultusunda kullanarak ABD'nin hamlelerini dengelemeye çalıştı.
Avrupa müttefikleri ise ABD'nin BM'den uzaklaşmasından endişe duydu. Almanya ve Fransa gibi ülkeler, çok taraflılığın korunması çağrısı yaparken, ABD'nin yokluğunda küresel sorunlara çözüm bulmanın zorlaştığını vurguladı. Diğer yandan, ABD'nin BM'ye mali katkılarındaki kesintiler, kurumun insani yardım programlarını olumsuz etkiledi; özellikle Yemen, Suriye ve Filistinli mültecilere yönelik yardımlar azaldı.
Trump'ın BM politikası, aynı zamanda uluslararası hukuk ve insan hakları alanında da tartışmalara yol açtı. ABD'nin bazı BM sözleşmelerinden çekilmesi veya imzalamaması, küresel normların evrensel uygulanabilirliğini zayıflattı. Ancak Washington, BM içindeki reform çağrılarını sürdürerek, kurumun daha verimli ve hesap verebilir olması gerektiğini savundu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin BM'deki seçici angajmanı, Türkiye'nin çok taraflı diplomasi ve BM reformu konusundaki pozisyonunu doğrudan etkiliyor. Türkiye, uzun süredir BM Güvenlik Konseyi'nin yapısının değişmesi ve daha temsili bir hale gelmesi çağrısı yapıyor. ABD'nin BM'den kısmen uzaklaşması, Türkiye'ye BM platformunda daha aktif olma ve özellikle insani yardım, barışı koruma gibi alanlarda inisiyatif alma fırsatı sunabilir. Ancak ABD'nin alternatif yapılar oluşturması, Türkiye'nin hem NATO hem de BM içindeki denge politikalarını zorlaştırabilir. Ayrıca, ABD'nin UNRWA'ya desteği kesmesi, Filistinli mülteciler konusunda Türkiye'nin yürüttüğü insani diplomasiyi daha da önemli kılıyor.