ABD Başkanı Donald Trump'ın zorla çalıştırmayı gerekçe göstererek dünya genelinde yeni tarifeler uygulama planı, insan hakları örgütlerinin ve ekonomistlerin tepkisini çekiyor. Ancak uzmanlar, Washington'ın bu politikasının asıl sorunu görmezden geldiğini belirtiyor: ABD'nin kendi topraklarında, özellikle hapishanelerde zorla çalıştırma yaygın olarak devam ediyor. Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği'nin (ACLU) verilerine göre, ülke genelinde milyonlarca mahkum, genellikle saatte birkaç sent veya hiç ücret almadan çalışmaya zorlanıyor. Bu durum, Anayasa'nın 13. Değişikliği'ndeki (1865) bir istisnadan kaynaklanıyor: "suçtan dolayı hüküm giymiş kişilere" zorla çalıştırma yasağı uygulanmıyor.
Zorla çalıştırma ABD'de nasıl işliyor?
ABD'de yaklaşık 2 milyon kişi hapishanelerde ve cezaevlerinde bulunuyor. Bunların büyük bir kısmı, eyalet ve federal kurumlarda yangın söndürme, inşaat, tarım ve tekstil gibi işlerde görevlendiriliyor. The Marshall Project'in 2023 araştırmasına göre, mahkumların ücretleri eyaletten eyalete değişmekle birlikte, çoğu saatte 0,10 ila 1 dolar arasında kazanıyor; bazıları ise hiç ödeme almıyor. Bu çalışma, çoğu zaman mahkumların rızası olmadan ve cezalarının bir parçası olarak dayatılıyor. Ayrıca, federal hükümetin sahip olduğu UNICOR şirketi, mahkumları federal sözleşmelerde düşük ücretle çalıştırarak yıllık milyonlarca dolar kar elde ediyor.
İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün raporları, bu uygulamanın Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) zorla çalıştırma tanımına uyduğunu belirtiyor. Raporda, mahkumların çalışmayı reddetmeleri durumunda ayrıcalıklarının kısıtlandığı, hücre hapsi gibi cezalarla karşılaştıkları vurgulanıyor. Bu tablo, Trump'ın "Amerikan işçilerini koruma" söylemiyle çelişiyor. Zira başkan, yabancı ürünlere uygulanan tarifelerin "adaletsiz ticaretin" ve "zorla çalıştırmanın" önüne geçeceğini savunuyor; ancak kendi ülkesinde bu sorun sistematik olarak sürüyor.
Tarifelerin küresel etkisi
Trump yönetiminin 2026 yılında açıkladığı yeni tarife paketi, özellikle Çin, Vietnam ve Bangladeş gibi üretim merkezlerine yönelik yüzde 25'e varan vergiler öngörüyor. Beyaz Saray, bu adımın "modern köleliği" sona erdirmek için atıldığını savunuyor. Ancak ekonomistler, tarifelerin tedarik zincirlerini bozacağını, gelişmekte olan ülkelerdeki işsizliği artıracağını ve bu durumun daha kötü çalışma koşullarına yol açabileceğini ifade ediyor. Dünya Ticaret Örgütü eski başekonomisti Robert Koopman, "Tarifeler, işçi haklarını iyileştirmez; aksine, düşük maliyetle üretim yapmak isteyen şirketleri daha da karanlık bölgelere iter" diyor. Aynı zamanda, ABD'nin 1930'larda uyguladığı Smoot-Hawley Tarifeleri'nin Büyük Buhran'ı derinleştirdiği hatırlatılıyor; uzmanlar bu benzerliğin riskli olduğunu vurguluyor.
Öte yandan, Avrupa Birliği ve Çin, Amerikan tarifelerine misilleme tehdidinde bulunuyor. Almanya Şansölyesi Olaf Scholz, "Ticaret savaşları herkes için kayıptır; çözüm diyalogda" dedi. Uzmanlar, bu tırmanışın küresel ekonomik büyümeyi yavaşlatabileceğini ve özellikle gelişmekte olan ülkeleri olumsuz etkileyeceğini belirtiyor. Dünya Bankası verilerine göre, tarifelerin uygulanması halinde gelişmekte olan ülkelerin ihracat gelirleri yüzde 10'a kadar düşebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye açısından iki yönlü bir önem taşıyor. İlk olarak, ABD'nin tarifeleri, Türkiye'nin ihracatını doğrudan etkilemese de, küresel ticaretteki daralma Türk ekonomisini dolaylı yoldan etkileyebilir. Türkiye'nin en büyük ticaret ortaklarından ABD ile ilişkileri, benzer tarife krizlerinde (örneğin 2018'deki çelik ve alüminyum tarifeleri) kırılganlık gösterdi. İkincisi, ABD'nin zorla çalıştırma konusundaki iddiaları, Türkiye'nin de zaman zaman ithalatta etik standartlara uyum baskısıyla karşılaştığı bir alan. Türk şirketlerinin tedarik zincirlerinde şeffaflık sağlaması, uluslararası pazarlarda rekabet avantajı yaratabilir. Ayrıca, tarifelerin küresel ekonomik istikrarı bozması, Türkiye gibi dışa açık ekonomiler için riski artırıyor ve bu nedenle Ankara'nın çok taraflı ticaret mekanizmalarını desteklemesi bekleniyor.