Eski ABD Başkanı Donald Trump, ikinci döneminde kendisini iktidara taşıyan koalisyonun kilit unsurlarından biri olan Yüksek Mahkeme atamaları konusunda pişmanlık duyduğunu gösteren sinyaller veriyor. Trump, özellikle kendi başkanlığı sırasında atadığı yargıçların muhafazakar beklentileri karşılamadığını ima ederek, siyasi tabanında rahatsızlık yaratıyor.
Yüksek Mahkeme Atamaları ve Muhafazakar Beklentiler
Trump'ın başkanlığı döneminde Yüksek Mahkeme'ye üç yargıç atadı: Neil Gorsuch, Brett Kavanaugh ve Amy Coney Barrett. Bu atamalar, muhafazakar seçmen tabanında büyük bir zafer olarak görülmüştü. Özellikle kürtaj karşıtı gruplar ve dini muhafazakarlar, mahkemenin Roe v. Wade kararını bozacağını umuyordu. Nitekim 2022'de Dobbs v. Jackson kararı ile bu gerçekleşti ve kürtaj hakkı federal düzeyde korunmaktan çıktı. Ancak Trump, son dönemde yaptığı açıklamalarda, atadığı yargıçların başka konularda kendisini hayal kırıklığına uğrattığını belirtiyor. Özellikle 2020 seçim sonuçlarına ilişkin davalarda mahkemenin Trump'ın iddialarını reddetmesi, eski başkanın öfkesini çekmişti. Ayrıca, bazı yargıçların Trump'a karşı açılan davalarda tarafsız davranması, onun gözünde ihanet olarak nitelendiriliyor.
Trump'ın çevresine göre, eski başkan özellikle Barrett'ın bazı kararlarından memnun değil. Barrett, göçmenlik ve idari devlet konularında beklenenden daha bağımsız bir çizgi izledi. Kavanaugh ise, bazı çevre düzenlemeleri ve sosyal konularda muhafazakar tabanı tatmin etmeyen oylar kullandı. Gorsuch ise, Kızılderili hakları ve cinsel yönelim ayrımcılığı gibi konularda liberal yargıçlarla birlikte oy kullandı. Bu durum, Trump'ın "kendi atadığı yargıçlar bile beni yarı yolda bıraktı" şeklinde bir söylem geliştirmesine yol açtı.
Koalisyon İçindeki Çatlaklar
Trump'ı ikinci kez iktidara taşıyan koalisyon, iş dünyası, evangelical Hristiyanlar, özgürlükçüler ve popülist sağcı gruplardan oluşuyordu. Ancak bu koalisyonun unsurları arasında son dönemde ciddi görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Özellikle Yüksek Mahkeme'nin bazı kararları, iş dünyasının çıkarlarıyla çelişti. Örneğin, mahkemenin idari devleti küçültme yönündeki kararları, bazı sektörlerde belirsizliğe yol açtı. Ayrıca, kürtaj konusundaki katı tutum, ılımlı seçmenleri ve kadınları partiden uzaklaştırdı. Trump, bu dengeyi korumakta zorlanıyor. Bir yandan muhafazakar tabanı tatmin etmek için sert söylemler kullanırken, diğer yandan genel seçimlerde kaybetmemek için ılımlı mesajlar vermeye çalışıyor. Ancak son anketler, Trump'ın bu stratejisinin pek de işe yaramadığını gösteriyor. Muhafazakar seçmenlerin bir kısmı, Trump'ın yeterince muhafazakar olmadığını düşünürken, bağımsız seçmenler ise aşırı sağcı politikalardan rahatsız.
Trump'ın pişmanlık duygusu, sadece Yüksek Mahkeme ile sınırlı değil. Kendi yönetiminde görev alan bazı isimlerin, özellikle de eski Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve eski Savunma Bakanı Mark Esper gibi figürlerin, sonradan kendisine karşı eleştirel bir tutum takınması, Trump'ın "derin devlet" söylemini güçlendirdi. Trump, bu kişileri "ihanetle" suçluyor ve kendisini çevreleyen ekibin yeterince sadık olmadığını savunuyor. Bu durum, 2024 seçimlerine giden süreçte Cumhuriyetçi Parti içinde bir iç hesaplaşmayı da beraberinde getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD Yüksek Mahkemesi'nin kararları, sadece yurt içinde değil, küresel ölçekte de etkili oluyor. Özellikle kürtaj, silah hakları, çevre düzenlemeleri ve göçmenlik konularındaki kararlar, diğer ülkelerdeki yargı sistemlerini ve uluslararası kuruluşları da etkiliyor. Trump'ın atamalarıyla şekillenen mahkeme, ABD'nin Paris İklim Anlaşması'ndan çekilmesine zemin hazırlayan kararlara imza attı. Ayrıca, idari devletin küçültülmesi yönündeki kararlar, küresel ticaret ve yatırım ortamını da etkiliyor. Trump'ın pişmanlığı, aslında ABD'nin uluslararası alandaki güvenilirliği ve iç siyasi istikrarı açısından önemli bir gösterge. Zira, bir süper gücün yargı sistemi üzerindeki siyasi baskılar, diğer ülkelerin ABD ile ilişkilerini yeniden değerlendirmesine yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump'ın Yüksek Mahkeme atamalarındaki pişmanlığı, doğrudan Türkiye'yi ilgilendiren bir gelişme olmasa da, ABD iç siyasetindeki istikrarsızlık Türk dış politikası açısından dolaylı etkiler yaratabilir. Trump döneminde Türkiye-ABD ilişkileri dalgalı bir seyir izledi; özellikle YPG/PKK konusunda yaşanan anlaşmazlıklar ve CAATSA yaptırımları gündemi belirledi. Trump'ın kendi atadığı yargıçlardan şikayet etmesi, ABD'de yargı bağımsızlığına yönelik algıyı zayıflatabilir ve bu da Türkiye'nin hukuk devleti tartışmalarında elini güçlendirebilir. Ancak, ABD'deki iç çekişmeler, Washington'un dış politikaya odaklanmasını zorlaştırarak belirsizlik yaratıyor. Türkiye, bu belirsizlik ortamında stratejik özerkliğini korumaya çalışırken, aynı zamanda NATO içindeki konumunu sağlamlaştırmak durumunda. Önümüzdeki dönemde, ABD'nin Suriye ve Doğu Akdeniz politikalarındaki olası tutarsızlıklar, Türkiye'nin güvenlik hesaplarını doğrudan etkileyecektir.