ABD'de araştırmacılar, Trump yönetiminin Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH) üzerinden dağıtılan hibeleri, belirli anahtar kelimeler içeren projeleri hedef alarak sistematik biçimde engellediği gerekçesiyle toplu dava açtı. Davacılar, yönetimin 'gender' (toplumsal cinsiyet) ve 'racist' (ırkçı) gibi 235 kelimelik bir yasaklılar listesi kullanarak bilimsel araştırmaları sansürlediğini ve bunun Anayasa'nın ifade özgürlüğü ile eşitlik ilkelerini ihlal ettiğini savunuyor. Dava, NIH'nin araştırma fonlarını keyfi şekilde kestiği iddiasıyla Boston'da federal mahkemeye sunuldu.
Hibe Engellemelerinin Arka Planı
Ocak 2025'te göreve gelen Trump yönetimi, federal kurumlarda 'woke' olarak nitelendirdiği politikaları hedef alan bir dizi kararname imzaladı. Bu kapsamda NIH, belirli konularda araştırma yapılmasını yasaklayan bir genelge yayımladı. Genelgede, 'gender', 'racist', 'equity', 'diversity' gibi 235 kelime ve ifadenin araştırma başvurularında geçmesi halinde fon sağlanmayacağı belirtiliyordu. Söz konusu kelimeler, yönetimin 'ideolojik' bulduğu çalışmaları tanımlamak için kullanılıyor.
NIH, dünyanın en büyük kamu sağlık araştırma fon kuruluşu olup yıllık bütçesi 47 milyar doları aşmaktadır. Kurum, kanser, kalp hastalıkları, bulaşıcı hastalıklar ve nadir görülen rahatsızlıklar üzerine binlerce projeyi finanse etmektedir. Yeni politika, bu fonların dağıtımında önemli aksamalara yol açtı. Örneğin, toplumsal cinsiyet ve sağlık eşitsizlikleri üzerine çalışan araştırmacıların başvuruları, kelime listesi nedeniyle otomatik olarak reddedildi veya askıya alındı.
Davanın açılmasına öncülük eden isimler arasında, Harvard Üniversitesi'nden halk sağlığı profesörü Dr. Sarah Williams ve Johns Hopkins Üniversitesi'nden epidemiyolog Dr. Michael Chen bulunuyor. Her iki araştırmacı da daha önce NIH'den önemli hibeler almış ve çalışmaları saygın bilimsel dergilerde yayımlanmıştı. Davacılar, yönetimin uygulamasının sadece ifade özgürlüğünü değil, aynı zamanda bilimsel özerkliği ve kamu sağlığını da tehdit ettiğini belirtiyor.
Bilim Dünyasından Tepkiler ve Olası Sonuçlar
ABD'deki üniversiteler ve bilim kuruluşları, kararı endişeyle karşıladı. Amerikan Bilimde İlerleme Derneği (AAAS) yaptığı açıklamada, "Bu tür bir sansür, bilimsel ilerlemeyi durdurur ve hastaların umudunu yok eder" ifadelerine yer verdi. Öte yandan, Trump yönetimi yetkilileri, uygulamanın 'vergi mükelleflerinin parasının ideolojik propagandaya harcanmasını önlemek' amacı taşıdığını savunuyor.
Dava, federal mahkemede görülecek ve muhtemelen aylar sürecek. Eğer mahkeme davacıları haklı bulursa, yönetimin anahtar kelime listesini iptal etmesi ve engellenen hibeleri yeniden değerlendirmesi gerekebilir. Bu dava, aynı zamanda diğer federal kurumlardaki benzer uygulamalara karşı emsal teşkil edebilir. Özellikle Çevre Koruma Ajansı (EPA) ve Eğitim Bakanlığı gibi kurumlarda da benzer kelime listeleri kullanıldığına dair iddialar var.
Hukuk uzmanları, davanın Birinci Değişiklik (ifade özgürlüğü) ve Beşinci Değişiklik (eşit koruma) kapsamında değerlendirileceğini belirtiyor. Daha önce benzer davalarda mahkemeler, hükümetin fon dağıtımında ayrımcılık yapamayacağına hükmetmişti. Ancak bu davada, yönetimin 'hükümetin konuşması' doktrini altında belirli konuları finanse etmeme hakkı olduğunu savunması bekleniyor.
Küresel Bilim ve Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki bu gelişme, küresel bilim camiasında yankı uyandırdı. NIH, dünya çapında birçok ülkeden araştırmacıya fon sağlıyor ve uluslararası işbirliklerini destekliyor. Türkiye'den de çeşitli üniversiteler ve araştırma merkezleri NIH hibelerinden yararlanıyor. Örneğin, İstanbul Üniversitesi ve Koç Üniversitesi gibi kurumlar, NIH destekli projelerde yer alıyor. Eğer bu tür politikalar kalıcı hale gelirse, Türk bilim insanlarının uluslararası projelere katılımı zorlaşabilir ve beyin göçü hızlanabilir.
Ayrıca, ABD'deki sansür tartışmaları, Türkiye'deki akademik özgürlük ve fon dağıtımı tartışmalarına da ışık tutuyor. Türkiye'de TÜBİTAK ve YÖK gibi kurumların fon dağıtımında benzer ideolojik kriterler uyguladığı eleştirileri zaman zaman gündeme geliyor. Ancak Türkiye'de henüz bu tür bir anahtar kelime listesi kamuoyuna yansımış değil. Yine de küresel ölçekte bilimsel özgürlüğün erozyona uğraması, Türkiye'nin de içinde bulunduğu uluslararası araştırma ağlarını olumsuz etkileyebilir.
Sonuç olarak, bu dava sadece ABD iç politikasıyla sınırlı kalmayıp, bilimsel araştırmanın geleceği ve ifade özgürlüğü açısından evrensel bir önem taşıyor. Türkiye'nin de bu gelişmeleri yakından takip ederek, bilimsel özerkliği koruyacak politikalar geliştirmesi gerekiyor.