Trump yönetimi, Alaska'daki federal arazilerde avcıların ayıları donut, pastırma, et artıkları ve benzeri insan gıdalarıyla cezbetmesine olanak tanıyan yeni bir kuralı yürürlüğe koydu. Ulusal Park Servisi ve diğer federal kurumlar tarafından hazırlanan düzenleme, özellikle vahşi yaşam savunucuları ve çevre örgütlerinin sert eleştirilerine yol açtı. Kural, avcılık yönetmeliklerinde yapılan değişikliklerle birlikte, Alaska'daki geniş federal topraklarda ayı avının daha önce yasak olan yöntemlerle yapılmasına imkân veriyor.
Yeni kuralın kapsamı ve gerekçesi
Yeni düzenleme, ABD Balık ve Yaban Hayatı Servisi (USFWS) ile Ulusal Park Servisi'nin (NPS) ortak çalışması sonucu hazırlandı. Kural, Alaska Ulusal Yaban Hayatı Sığınağı ve diğer federal koruma alanlarında geçerli olacak. Avcılar, ayıları belirli noktalara çekmek için insan gıdası kullanabilecek; buna fast food ürünleri, işlenmiş etler ve şekerli yiyecekler de dahil. Yetkililer, düzenlemenin amacının "avcılık fırsatlarını genişletmek" ve "yerel ekonomiyi canlandırmak" olduğunu savunuyor. Ancak muhalifler, bu tür yemlemenin ayıların doğal davranışlarını bozduğunu, insan gıdasına bağımlı hale gelmelerine yol açtığını ve nihayetinde hem ayılar hem de insanlar için güvenlik riski oluşturduğunu belirtiyor.
Kuralın dayanağı, 2016'da Obama yönetimi döneminde getirilen ve federal arazilerde ayı yemlemesini yasaklayan düzenlemenin iptal edilmesi. Trump yönetimi, bu yasağı "gereksiz kısıtlama" olarak nitelendirerek kaldırdı. Yeni kural, aynı zamanda avcıların ayıları uygun gördükleri her türlü gıda ile cezbetmelerine izin veriyor; ancak bazı eyalet yasaları hâlâ belirli kısıtlamalar getirebilir. Federal düzeyde ise artık yemleme serbest.
Çevre örgütlerinden tepki: "Ekolojik felaket"
Çevre ve hayvan hakları örgütleri, kararı "ekolojik felaket" olarak değerlendiriyor. Ulusal Yaban Hayatı Federasyonu sözcüsü, "Ayıları donut ve pastırmayla beslemek, onları insanlara alıştırır ve bu da kaçınılmaz olarak çatışmalara yol açar. Bu, vahşi yaşam yönetimi değil, vahşi yaşamın yok edilmesidir" dedi. Biyologlar, insan gıdasına alışan ayıların kamp alanlarına, çöp konteynerlerine ve yerleşim yerlerine dadandığını, bunun da ayıların öldürülmesiyle sonuçlanan olaylara neden olduğunu vurguluyor. Ayrıca, yemlemenin ayı popülasyonunun genetik çeşitliliğini azaltabileceği, hastalık yayılımını artırabileceği ve ekosistem dengesini bozabileceği belirtiliyor.
Alaska'daki yerel gruplar da endişeli. Bazı yerli topluluklar, ayıların kutsal sayıldığı geleneklerine aykırı olduğu için uygulamaya karşı çıkıyor. Turizm işletmecileri ise ayıların insan gıdasına alışmasının doğa turizmini olumsuz etkileyeceğini, ziyaretçilerin güvenliğinin tehlikeye gireceğini söylüyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Alaska'nın ötesinde yankılar
Karar, yalnızca Alaska'nın ekolojik dengesi için değil, aynı zamanda ABD'nin çevre politikaları ve uluslararası taahhütleri açısından da tartışma yaratıyor. ABD, Paris Anlaşması'ndan çekilmiş olsa da, biyolojik çeşitlilik sözleşmeleri ve yaban hayatı koruma anlaşmaları çerçevesinde belirli yükümlülüklere sahip. Uzmanlar, bu tür uygulamaların ülkenin uluslararası alandaki çevre itibarını zedeleyebileceğini belirtiyor. Ayrıca, iklim değişikliğinin Alaska'daki etkileri zaten ciddi boyutlarda; ayıların beslenme alışkanlıklarındaki değişiklikler, eriyen buzullar ve azalan av kaynaklarıyla birleşince türün geleceği tehlikeye girebilir.
Trump yönetiminin bu hamlesi, genel olarak çevre düzenlemelerini gevşetme eğiliminin bir parçası olarak görülüyor. Geçtiğimiz aylarda da benzer şekilde, petrol ve gaz sondaj izinleri, orman yönetimi ve su kirliliği kurallarında değişiklikler yapılmıştı. Bu politikalar, bilim insanları ve çevre örgütleri tarafından sık sık eleştiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Alaska'da alınan bu karar, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de, küresel çevre politikaları ve yaban hayatı koruma standartları açısından dolaylı etkiler taşıyor. Türkiye, kendi coğrafyasında ayı popülasyonlarına ev sahipliği yapıyor ve yaban hayatı yönetimi konusunda AB standartlarına uyum sağlamaya çalışıyor. ABD'nin çevre düzenlemelerini gevşetmesi, uluslararası arenada çevre koruma taahhütlerinin zayıflamasına yol açabilir ve bu da Türkiye gibi ülkelerin çevre müzakerelerindeki konumunu etkileyebilir. Ayrıca, iklim değişikliğiyle mücadelede küresel işbirliğinin önemli olduğu bir dönemde, böylesi uygulamalar uluslararası çabaları baltalayabilir. Türkiye'nin biyolojik çeşitlilik ve ekosistem koruma konusundaki hassasiyeti göz önüne alındığında, bu tür gelişmeleri yakından izlemesi ve uluslararası platformlarda sesini duyurması faydalı olacaktır.