Donald Trump'ın başkanlık koltuğuna dönüşü, Ortadoğu'da yeni bir dengenin habercisi olurken, İsrail için kabul edilemez bir sonuç ortaya çıkıyor. Eski ABD Başkanı'nın İran'a yönelik 'geri dönüştürülmüş anlaşma' stratejisi, İsrail'in İran'a karşı başlattığı son savaşın ardından beklenmedik bir dönüm noktası yarattı. Savaş, İran'a yönelik ablukanın kaldırılması ve Hürmüz Boğazı'nın yeniden uluslararası deniz trafiğine açılmasıyla sonuçlandı. Bu gelişme, İsrail'in askeri hedeflerini alt üst ederken, bölgesel güç dengelerinde Washington'dan gelen bu yeni yaklaşımın etkileri Ankara'da da yakından izleniyor.
Gelişmenin Arka Planı: Savaşın Yarattığı Kriz ve Çözümü
İsrail'in İran'a yönelik 'İran için yapılmış' olarak nitelendirilen son savaşı, aslında kendi yarattığı krizi çözmek zorunda kaldı. Uzun süredir devam eden gerilim, İran'a karşı uygulanan uluslararası abluka ve Hürmüz Boğazı'ndaki tıkanıklıkla doruğa ulaşmıştı. Trump yönetiminin yeniden şekillendirdiği diplomatik manevralar, savaşın hemen ardından bu iki kritik koşulda köklü değişikliklere yol açtı. Ablukanın kaldırılması ve boğazın açılması, petrol piyasalarını rahatlatsa da İsrail için stratejik bir yenilgi anlamına geliyor. Zira Netanyahu hükümeti, İran'ı tecrit etmek için yıllardır sürdürdüğü politikanın çöküşüne tanıklık ediyor. Bu durum, Arap ülkeleri ve İran arasındaki normalleşme sürecini de hızlandırarak İsrail'in bölgedeki yalnızlığını derinleştiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Trump'ın İran Açılımının Yansımaları
Trump'ın 'sanat eseri' olarak tanımladığı bu anlaşma, aslında İran'ın nükleer programı karşısında Batı'nın elini zayıflatıyor. İsrail ise kendisini 'varoluşsal tehdit' olarak gördüğü İran'ın ekonomik ve siyasi olarak güçlenmesine seyirci kalmak zorunda. Hürmüz Boğazı'nın açılması, küresel enerji arzını güvence altına alırken, İran'ın petrol ihracatını artırmasına olanak tanıyor. Bu durum, Suudi Arabistan ve BAE gibi geleneksel müttefikler arasında da rahatsızlık yaratıyor. Öte yandan, Rusya ve Çin'in İran'la artan iş birliği, Trump'ın bu hamlesini daha karmaşık hale getiriyor. Bölgede yeni bir denklem oluşurken, İsrail'in askeri üstünlüğü sorgulanmaya başlanıyor. Eğer bu eğilim devam ederse, İran'ın nükleer programı üzerindeki baskı azalacak ve İsrail'in 'saldırı seçeneği' daralacak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin bölgesel politikaları açısından iki ucu keskin bir bıçak niteliği taşıyor. Hürmüz Boğazı'nın açılması, Türkiye'nin enerji ithalatında maliyetleri düşürebilir ve Türk Akımı gibi projelerin rekabet gücünü artırabilir. Ancak İran'ın güçlenmesi, Suriye ve Irak'ta Ankara ile Tahran arasındaki nüfuz mücadelesini sertleştirebilir. Ayrıca, ABD-İran yakınlaşması, Türkiye'nin İdlib ve Doğu Akdeniz'deki elini zayıflatabilir. Ankara'nın, bu yeni denklemde hem Washington hem Tahran'la dengeli bir ilişki sürdürmek zorunda olduğu açık. Aksi halde, bölgesel krizlerde yalnız kalma riskiyle karşı karşıya kalabilir.