ABD Başkanı Donald Trump, İran'ın nükleer programıyla ilgili olarak yeni bir anlaşma yapılması konusunda Tahran yönetimine 'son şans' tanıdığını açıkladı. Trump, bu ifadesiyle İran'a yönelik diplomatik baskıyı artırırken, taraflar arasındaki müzakerelerin kritik bir evreye girdiği yorumları yapılıyor. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, Başkan Trump'ın İranlı mevkidaşına gönderdiği mesajda, 'anlaşma için masanın hâlâ açık olduğunu, ancak bunun son şans olduğunu' vurguladığı belirtildi.
Gelişmenin arka planı
ABD ile İran arasındaki nükleer anlaşmazlık, 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (JCPOA) 2018'de Trump yönetimince tek taraflı olarak terk edilmesiyle yeniden alevlenmişti. Trump'ın ilk döneminde ABD'nin anlaşmadan çekilmesi ve İran'a yönelik 'maksimum baskı' politikasını başlatması, Tahran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırmasına yol açmıştı. İran, son yıllarda uranyumu yüzde 60 saflıkta zenginleştirdiğini açıklayarak anlaşmadaki sınırların çok üzerine çıktı. Bu durum, uluslararası toplumda ciddi endişelere neden oluyor.
Trump'ın son açıklaması, ikinci dönemi için yeniden başkanlık koltuğuna oturmasının ardından İran'a yönelik politikasının ilk sinyallerinden biri olarak değerlendiriliyor. Başkan, seçim kampanyası sırasında İran'la yeni bir anlaşma yapmak istediğini ancak Tahran'ın nükleer faaliyetlerini sürdürmesi halinde 'beklenmedik sonuçlarla' karşılaşacağını söylemişti. Uzmanlar, Trump'ın 'son şans' mesajının hem Tahran'a hem de bölge ülkelerine yönelik bir gözdağı niteliği taşıdığını vurguluyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İran'ın nükleer programı, yalnızca ABD ile İran arasında bir mesele olmaktan çıkmış durumda. İsrail, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri, İran'ın nükleer silah üretme kapasitesine ulaşmasından duydukları kaygıyı sürekli dile getiriyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, daha önce İran'ın nükleer tesislerine askeri müdahale seçeneğini masadan kaldırmadıklarını belirtmişti. Bu nedenle Trump'ın açıklamaları, bölgede yeni bir krizin fitilini ateşleyebilir.
Diğer yandan, Rusya ve Çin'in İran'la yakın ilişkileri, müzakerelerin seyrini etkileyebilecek bir başka faktör. Moskova ve Pekin, İran'a yönelik uluslararası yaptırımlara karşı çıkarken, Tahran'ın enerji ve savunma alanında bu iki ülkeyle iş birliğini geliştirdiği biliniyor. Bu durum, ABD'nin İran'ı izole etme çabalarını zorlaştırıyor.
Uzmanlar, İran'ın 'son şans' açıklamasına nasıl yanıt vereceğinin önümüzdeki günlerde netleşeceğini belirtiyor. Tahran'ın, nükleer programını müzakere masasında koz olarak kullanmak isteyeceği, ancak ABD'nin talepleri karşısında geri adım atmaya yanaşmayabileceği öngörülüyor. Bu gelişmeler, küresel enerji piyasalarında da dalgalanmaya neden olabilir; çünkü İran'ın petrol ihracatı üzerindeki yaptırımlar, arz endişelerini artırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile komşu olması nedeniyle bu süreçten doğrudan etkilenen ülkelerin başında geliyor. Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü İran'dan karşılıyor; bu nedenle İran'a uygulanacak yaptırımlar ve olası bir askeri çatışma, Türkiye'nin enerji güvenliğini tehdit edebilir. Ayrıca, ABD'nin İran'a yönelik baskı politikaları, Türkiye ile ABD arasında zaten gergin olan ilişkilere yeni bir boyut kazandırabilir. Türkiye, bölgede istikrarın korunmasından yana; İran'ın nükleer silah sahibi olmasına karşı çıkarken, diplomatik çözümden yana bir tutum sergiliyor. Bu nedenle Türkiye'nin, hem İran hem de ABD ile diyalog kanallarını açık tutması bekleniyor.