Trump yönetiminin Afrika ve Latin Amerika'daki ülkelerle yaptığı gizli anlaşmalar çerçevesinde binlerce göçmeni daha önce hiç bulunmadıkları ülkelere sınır dışı ettiği ortaya çıktı. 72 gazeteciden oluşan uluslararası bir ekip, 25 bin sınırdışı vakasını belgeleyerek ABD'nin göçmen politikalarındaki bu yeni dönemi gözler önüne serdi. Belirlenen vakaların büyük çoğunluğu Meksika sınırından geri gönderilirken, önemli bir kısmı da Afrika ve Güney Amerika'daki ülkelere yapılan uçuşlarla gerçekleşti. Haberin detayları, gazetecilerin aylar süren araştırması sonucu kamuoyuna yansıdı.
Sınırdışı operasyonlarının arka planı
ABD Başkanı Donald Trump, göreve geldiği ilk günden bu yana sert göçmen karşıtı politikalarıyla gündemde. Yönetim, sınır güvenliğini artırma ve yasadışı göçü engelleme vaatleri doğrultusunda çeşitli ülkelerle ikili anlaşmalar imzaladı. Ancak bu anlaşmaların şeffaf olmadığı ve kamuoyundan gizlendiği yönünde eleştiriler var. Söz konusu anlaşmalar kapsamında ABD, Afrika ve Latin Amerika'daki bazı ülkelere kendi vatandaşı olmayan göçmenleri gönderme yetkisi elde etti. Bu ülkeler arasında Ruanda, Guatemala, Honduras ve El Salvador gibi isimler öne çıkıyor. Gazetecilerin elde ettiği belgelere göre, sınırdışı edilen göçmenlerin bir kısmı bu ülkelerin dillerini bile bilmiyor ve hiçbir bağlantıları bulunmuyor.
72 gazetecinin ortak araştırması, 25 bin sınırdışı vakasının kaydını tuttu. Bu vakaların yaklaşık 20 bini Meksika'ya sınır dışı edilenlerden oluşuyor. Geri kalan binlerce kişi ise Afrika ve Güney Amerika'daki ülkelere gönderildi. Araştırmaya göre, sınırdışı edilenler arasında aileler, çocuklar ve sığınma başvurusu yapmış kişiler de var. Göçmenlerin çoğu, kendilerine ne olduğunu anlamadan, hukuki süreçler tamamlanmadan ülkelerinden çıkarıldı. Bazı vakalarda göçmenlerin hedef ülkeye varışta hiçbir resmi karşılama olmadan sokakta bırakıldığı bildirildi.
Trump yönetimi, bu politikayı "göçmen akışını caydırma" ve "kaynak ülkelerle işbirliğini güçlendirme" olarak savunuyor. Ancak uluslararası hukuk uzmanları, sınırdışı edilen kişilerin güvenliği ve temel haklarının ihlal edildiğini belirtiyor. Özellikle, göçmenlerin kendi ülkelerine değil, üçüncü ülkelere gönderilmesi, 1951 Cenevre Sözleşmesi'ne aykırılık teşkil edebiliyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK), konuyla ilgili endişelerini dile getirdi ancak somut bir adım atmadı.
Bölgesel ve küresel yansımalar
ABD'nin bu uygulaması, sadece göçmenleri değil, hedef ülkeleri de zor durumda bırakıyor. Ruanda, Guatemala gibi ülkeler, ani göçmen akınıyla baş etmekte zorlanıyor. Bu ülkelerdeki yerel yönetimler, artan nüfus ve kaynak yetersizliği nedeniyle sosyal ve ekonomik sorunlarla karşı karşıya. Ayrıca, göçmenlerin entegrasyonu için herhangi bir planlama yapılmadığı için insan hakları ihlalleri kaçınılmaz hale geliyor.
Latin Amerika ülkeleri, ABD'nin bu politikasını "bölgesel istikrarsızlık yaratmakla" suçluyor. Meksika, sınırdışı edilenlerin büyük kısmını kabul etmek zorunda kalırken, bu durum ülkedeki suç oranlarını ve işsizliği artırabilir. Öte yandan, Afrika ülkeleri, kendi vatandaşı olmayan kişileri kabul etmeye zorlanmalarını egemenlik ihlali olarak değerlendiriyor. Ruanda hükümeti, anlaşmanın gönüllülük esasına dayandığını savunsa da, muhalefet bu anlaşmanın baskı altında imzalandığını iddia ediyor.
Küresel ölçekte ise, ABD'nin göçmen politikaları, diğer ülkeler için de örnek teşkil edebilir. Avrupa Birliği ülkeleri, benzer şekilde göçmenleri üçüncü ülkelere gönderme planlarını tartışıyor. İngiltere'nin Ruanda planı, bu tür uygulamaların yaygınlaşabileceğinin sinyalini veriyor. İnsan hakları örgütleri, bu tür politikaların mülteci koruma sistemini çökertebileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, coğrafi konumu itibarıyla göçmenler için hem hedef hem de transit ülke konumunda. ABD'nin sınırdışı politikaları doğrudan Türkiye'yi etkilemese de, küresel göç rejimindeki bu tür uygulamalar Türkiye'nin göç yönetimi politikalarını dolaylı olarak etkileyebilir. Özellikle, ABD'nin üçüncü ülkelere göçmen gönderme modeli, Avrupa'da da benzer şekilde uygulanırsa, Türkiye'ye yönelik göçmen akını artabilir. Ayrıca, Türkiye'nin Suriyeli mültecilere yönelik politikaları, uluslararası toplum tarafından daha fazla sorgulanabilir. Türkiye, insan hakları ve uluslararası hukuk çerçevesinde göçmenleri koruma konusunda denge politikası izlemeye devam edecektir. Ancak, küresel göç krizi derinleştikçe, Türkiye'nin üzerindeki yük de artacaktır.