ABD Başkanı Donald Trump, 3 Kasım ara seçimleri öncesinde ABD'nin İran'a askeri bir saldırı düzenlemeyeceğini açıkladı. Perşembe günü yaptığı açıklamada Trump, İran'a yönelik olası bir saldırının seçimlerden sonraya bırakıldığını belirtti. Bu açıklama, son haftalarda artan gerilim ve Tahran'a yönelik sert söylemlerin ardından geldi.
Kararın Arka Planı
Trump'ın açıklaması, Beyaz Saray'ın İran politikasında seçim öncesi temkinli bir tutum izlediğini gösteriyor. Son aylarda ABD yönetimi, İran'ın nükleer programı ve bölgesel faaliyetlerine yönelik eleştirilerini artırmış, ancak askeri bir müdahale seçeneğini masada tutmuştu. Trump'ın bu kararı, ara seçimler öncesinde seçmen nezdinde ekonomik ve iç politik konulara odaklanma stratejisiyle uyumlu görülüyor.
İran ile ABD arasındaki gerilim, 2018'de Washington'un nükleer anlaşmadan çekilmesi ve yaptırımları yeniden uygulamaya koymasıyla tırmanmıştı. Tahran, anlaşmanın diğer taraflarıyla (Avrupa ülkeleri, Rusya ve Çin) ticaret mekanizmaları geliştirmeye çalışsa da, ABD yaptırımları İran ekonomisini ciddi şekilde baskı altına aldı. Son dönemde İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini genişlettiğine dair raporlar, bölgede yeni bir çatışma riskini gündeme getirmişti.
Trump'ın açıklaması, aynı zamanda ABD'nin bölgedeki müttefikleri İsrail ve Suudi Arabistan ile yürüttüğü istihbarat ve güvenlik işbirliğinin seyrini de etkileyebilir. İsrail, İran'ın nükleer programını kendisi için varoluşsal bir tehdit olarak görüyor ve askeri seçeneği açıkça dile getiriyor. Ancak Washington'un seçim öncesi askeri bir hamleden kaçınması, Tel Aviv'in tek taraflı adım atma ihtimalini artırabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'nin İran'a yönelik olası bir saldırıyı ertelemesi, Ortadoğu'daki güç dengeleri açısından kritik bir dönemeçte gerçekleşti. İran, bölgede vekil güçler üzerinden geniş bir etki alanına sahip: Lübnan'da Hizbullah, Yemen'de Husiler, Irak ve Suriye'de çeşitli milis gruplar. ABD'nin askeri bir harekâtı, bu grupların misilleme saldırılarını tetikleyerek bölgesel bir savaşa yol açabilir. Trump yönetiminin bu riski seçim öncesi göze almak istemediği anlaşılıyor.
Öte yandan, İran nükleer anlaşmasının geleceği belirsizliğini koruyor. Avrupa ülkeleri, anlaşmayı kurtarmak için diplomatik çabalara devam ediyor ancak ABD yaptırımları nedeniyle İran'a vaat edilen ekonomik faydalar sağlanamadı. Tahran, uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 4,5'in üzerine çıkararak ve gelişmiş santrifüjler kullanarak anlaşmadan uzaklaştığını göstermişti. Bu durum, İran'ın nükleer silah kapasitesine yaklaşma ihtimalini güçlendiriyor ve İsrail ile Suudi Arabistan'ın askeri müdahale çağrılarını artırıyor.
Küresel enerji piyasaları da bu gelişmelerden etkileniyor. İran'ın petrol ihracatı ABD yaptırımları nedeniyle günlük 2 milyon varilin altına düşmüş durumda. Herhangi bir askeri çatışma, Basra Körfezi'ndeki petrol sevkiyatını aksatarak küresel petrol fiyatlarında ani bir sıçramaya neden olabilir. Bu da dünya ekonomisi için ek bir belirsizlik unsuru oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile 560 kilometrelik bir sınıra sahip ve bölgede istikrarın korunmasını önceliyor. ABD'nin İran'a olası bir saldırısı, Türkiye'yi doğrudan etkileyebilecek sonuçlar doğurur: mülteci akını, enerji güvenliği ve ticaret yollarının kesilmesi. Ayrıca Türkiye, İran ile yürüttüğü doğalgaz ticareti ve bölgesel denkleştirme politikaları nedeniyle Tahran ile ilişkilerini dengede tutmaya çalışıyor. Trump'ın seçim öncesi askeri seçeneği dışlaması, Ankara'nın bölgesel istikrar beklentilerini bir ölçüde rahatlatırken, ABD-İran geriliminin seçim sonrası yeniden tırmanma ihtimali Türkiye'nin diplomatik manevra alanını sınırlayabilir.