ABD Başkanı Donald Trump'ın Rusya-Ukrayna savaşını sona erdirme çabaları kapsamında, özel temsilci Steve Witkoff ve eski başkan danışmanı Jared Kushner'ın Moskova ve Kiev ziyaretleri sonuçsuz kaldı ancak yeni bir müzakere sürecinin kapısını aralayabilir. Witkoff ve Kushner, geçtiğimiz günlerde her iki başkentte üst düzey temaslarda bulundu. Görüşmelerden somut bir ateşkes veya barış anlaşması çıkmadı; ancak diplomatik kanalların yeniden açılması, uzun süredir donan müzakere sürecine canlılık kazandırabilir. Beyaz Saray, ziyaretleri "yapıcı adımlar" olarak nitelendirirken, Kremlin ve Kiev'den henüz resmi bir açıklama gelmedi.
Görüşmelerin Arka Planı ve Tarafların Tutumu
Steve Witkoff, Trump'ın Orta Doğu özel temsilcisi olarak görev yaparken, son dönemde Rusya-Ukrayna dosyasında da aktif rol almaya başladı. Jared Kushner ise Trump'ın damadı ve eski kıdemli danışmanı olarak dış politika alanındaki etkisini sürdürüyor. İkilinin Moskova ve Kiev ziyaretleri, Trump'ın seçim kampanyası sırasında verdiği "savaşı 24 saat içinde bitirme" vaadinin ardından gelen ilk ciddi diplomatik hamle olarak değerlendiriliyor.
Moskova'da Rus yetkililerle yapılan görüşmelerde, Rusya'nın talep ettiği güvenlik garantileri ve işgal altındaki bölgelerin statüsü gibi konular ele alındı. Kiev'de ise Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy yönetimi, toprak bütünlüğünden taviz verilmemesi gerektiğini vurguladı. Ukrayna tarafı, müzakerelere ancak Rusya'nın işgal ettiği topraklardan çekilmesi ve savaş suçlularının hesap vermesi durumunda olumlu bakacağını yineledi.
ABD heyetinin ziyareti, Avrupa başkentlerinde de dikkatle izlendi. Avrupa Birliği ve NATO yetkilileri, Ukrayna'nın geleceğiyle ilgili kararların Kiev'in katılımı olmadan alınmaması gerektiğini belirtti. Öte yandan, bazı Avrupa ülkeleri Trump'ın olası bir barış planının kıtadaki güvenlik mimarisini zayıflatabileceğinden endişe ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Rusya-Ukrayna savaşı, başladığı Şubat 2022'den bu yana yüz binlerce can kaybına ve milyonlarca insanın yerinden edilmesine yol açtı. Savaş, küresel enerji fiyatlarını, gıda güvenliğini ve jeopolitik dengeleri derinden sarstı. ABD'nin Ukrayna'ya sağladığı askeri ve mali yardım, Kongre'deki bazı Cumhuriyetçilerin itirazları nedeniyle zaman zaman kesintiye uğradı. Trump'ın başkanlığı döneminde bu yardımların azalabileceği veya tamamen kesilebileceği yönünde endişeler var.
Witkoff-Kushner girişimi, Çin'in arabuluculuk çabaları ve Türkiye'nin tahıl koridoru anlaşması gibi önceki diplomatik atılımlardan farklı olarak, doğrudan ABD başkanının özel temsilcileri aracılığıyla yürütülüyor. Bu durum, Washington'un sürece daha fazla ağırlık koyma niyetinde olduğunu gösteriyor. Ancak taraflar arasındaki derin güvensizlik ve savaş alanındaki katı pozisyonlar, kısa vadede bir atılım olasılığını düşürüyor.
Uzmanlar, Witkoff ve Kushner'ın ziyaretlerinin hemen bir sonuç üretmese bile, taraflar arasında dolaylı iletişim kanallarının açık tutulması açısından değerli olduğunu belirtiyor. Nitekim savaşın ilk aylarında İstanbul'da yapılan müzakereler de benzer şekilde somut bir anlaşmayla sonuçlanmamış, ancak tahıl koridoru gibi kısmi iş birliklerine zemin hazırlamıştı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Rusya-Ukrayna savaşında denge politikası izleyerek her iki tarafla da diyalog kanallarını açık tuttu. Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni titizlikle uygulayan Ankara, Batı yaptırımlarına katılmadı ve Rusya ile ekonomik ilişkilerini sürdürdü. Olası bir barış sürecinde Türkiye'nin arabuluculuk rolü yeniden öne çıkabilir. İstanbul'un ev sahipliği yaptığı müzakereler ve tahıl koridoru anlaşması, Türkiye'nin diplomatik kapasitesini gösterdi. Ayrıca, Karadeniz'deki güvenlik dengeleri ve enerji projeleri açısından istikrar, Türkiye'nin ulusal çıkarlarıyla doğrudan bağlantılı. ABD'nin girişimi, Türkiye'nin bölgesel bir aktör olarak rolünü pekiştirebilir veya tam tersine sürecin dışında kalma riski yaratabilir. Ankara, hem Kiev'in toprak bütünlüğünü destekleyip hem de Moskova ile iş birliğini koruyarak hassas dengesini sürdürmeye çalışacak.