ABD Başkanı Donald Trump'ın postayla oylamaya yönelik artan saldırıları, 2026 ara seçimleri öncesinde ülke gündemini meşgul ediyor. Guardian gazetesinin analizine göre, kendisini kanunun üstünde gören ve kanunun kendisi olduğuna inanan bir başkanın seçim sürecini bozmaya yönelik kararlılığı, olağanüstü bir tehlike arz ediyor. Bu durum, Amerikan demokrasisinin temel taşlarından biri olan seçim güvenliğini ve halkın oy verme hakkını doğrudan tehdit ediyor.
Postayla Oylama Tartışmasının Arka Planı
Trump, 2020 başkanlık seçimlerinden bu yana postayla oylamaya yönelik asılsız iddialarını sürdürüyor. Seçim hilesi iddiaları mahkemeler tarafından defalarca reddedilmesine rağmen, Trump ve müttefikleri postayla oylamayı gayrimeşru göstermeye çalışıyor. Bu çabalar, özellikle pandemi döneminde yaygınlaşan postayla oylamanın güvenilirliğini sorgulatmayı amaçlıyor. 2026 ara seçimleri yaklaşırken, Trump'ın bu konudaki söylemleri daha da sertleşmiş durumda. Başkan, postayla oylamanın "felaket" olduğunu ve "seçimleri çalacağını" iddia ediyor. Oysa sayısız çalışma, postayla oylamada kayda değer bir yolsuzluk vakası bulunmadığını ortaya koyuyor.
Trump'ın saldırıları sadece söylemle sınırlı değil. Yönetimi, posta hizmetlerinde yaşanan gecikmeleri ve oy pusulalarının zamanında ulaştırılmamasını engellemek için adımlar atmadı. Ayrıca, bazı eyaletlerde postayla oylamayı kısıtlayıcı yasalar çıkarılması için baskı yapılıyor. Cumhuriyetçi Parti'nin kontrolündeki eyalet meclisleri, seçim kanunlarını değiştirerek postayla oylamayı zorlaştıracak düzenlemeleri gündeme getirdi. Bu düzenlemeler arasında posta kutularının azaltılması, kimlik doğrulama şartlarının sıkılaştırılması ve postayla oy başvurularının son tarihlerinin öne çekilmesi gibi maddeler yer alıyor. Demokratlar ise bu değişikliklerin seçmen baskısı olduğunu ve özellikle yaşlı, engelli ve düşük gelirli seçmenleri hedef aldığını belirtiyor.
Uzmanlar, Trump'ın postayla oylamaya yönelik saldırılarının iki temel amaca hizmet ettiğini söylüyor: Birincisi, seçim yenilgisini meşrulaştırmak için bir bahane yaratmak; ikincisi, kendi seçmen tabanını sandığa gitmeye teşvik ederken, Demokrat seçmenin postayla oy kullanmasını caydırmak. Bu strateji, 2020'de olduğu gibi, 2026'da da seçim sonuçlarına gölge düşürebilir. Postayla oylama, özellikle Kovid-19 salgını sırasında milyonlarca Amerikalının güvenli bir şekilde oy kullanmasını sağlamıştı. Şimdi ise bu yöntem, siyasi bir polemik haline gelmiş durumda.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'deki bu gelişmeler, küresel ölçekte de yankı uyandırıyor. Amerika Birleşik Devletleri, dünya genelinde demokrasinin öncüsü olarak görülürken, seçim sürecine yönelik bu tür saldırılar, diğer ülkelerdeki otoriter eğilimlere cesaret verebilir. Avrupa'daki seçim gözlemcileri, ABD'deki postayla oylama tartışmalarını endişeyle izliyor. NATO müttefikleri ve diğer demokratik ülkeler, ABD'nin iç siyasetindeki bu kutuplaşmanın transatlantik ilişkileri ve küresel istikrarı olumsuz etkileyebileceğinden kaygılı. Ayrıca, Trump'ın seçim sonuçlarını tanımama yönündeki geçmiş tutumu, 2026 ara seçimlerinin ardından benzer bir kriz yaşanabileceği endişesini artırıyor. Uluslararası kamuoyu, ABD'nin demokratik kurumlarının ne kadar dayanıklı olduğunu sorguluyor.
Postayla oylama, sadece ABD'ye özgü bir yöntem değil; birçok ülkede yaygın olarak kullanılıyor. Ancak ABD'deki siyasi kutuplaşma, bu yöntemi hedef haline getirmiş durumda. Trump'ın söylemleri, kendi partisi içinde de bazı rahatsızlıklara yol açıyor. Bazı Cumhuriyetçi senatörler ve valiler, postayla oylamanın güvenli olduğunu kabul ederken, Trump'ın aşırı söylemlerinden uzak durmaya çalışıyor. Ancak parti tabanı üzerindeki etkisi nedeniyle, çoğu Cumhuriyetçi, Trump'a açıkça karşı çıkmakta zorlanıyor.
2026 ara seçimleri, Temsilciler Meclisi'nin tamamı ve Senato'nun üçte biri için yapılacak. Anketler, Demokratların Temsilciler Meclisi'nde çoğunluğu geri alabileceğini gösteriyor. Ancak postayla oylamaya yönelik kısıtlamalar, Demokrat seçmenin sandığa gitmesini engelleyebilir. Seçim uzmanları, postayla oy kullanan seçmenlerin oranının düşmesi halinde, özellikle gençler, azınlıklar ve düşük gelirli grupların temsilinin azalacağını belirtiyor. Bu da seçim sonuçlarının meşruiyetini tartışmalı hale getirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki postayla oylama tartışmaları, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de, küresel demokrasi algısı ve transatlantik ilişkiler açısından dolaylı etkileri olabilir. Türkiye, ABD ile stratejik ortaklığını sürdürürken, Washington'daki siyasi istikrarsızlık ve seçim güvenliği endişeleri, ikili ilişkilerde belirsizlik yaratabilir. Ayrıca, ABD demokrasisindeki erozyon, dünya genelinde otoriter eğilimleri güçlendirebilir ve Türkiye'nin de içinde bulunduğu bölgesel dengeleri etkileyebilir. Türk dış politikası açısından, ABD'nin iç siyasetindeki kutuplaşma, NATO içindeki uyumu ve ortak güvenlik projelerini zayıflatabilir. Bu nedenle, Türkiye'nin ABD'deki seçim sürecini yakından izlemesi ve olası senaryolara hazırlıklı olması gerekiyor.