ABD Başkanı Donald Trump'ın görev onay oranı, İran ile yaşanan savaş ve ekonomideki olumsuz gelişmelerin etkisiyle kaydedilen en düşük seviyeye geriledi. Cumhuriyetçi seçmenler arasındaki destek ise %82'den %73'e düştü. Ülke genelinde yapılan anketler, savaş ve enflasyon endişelerinin kamuoyunda belirleyici olduğunu gösteriyor. Beyaz Saray, ekonomik verilerdeki bozulma ve dış politikadaki askeri angajmanın siyasi maliyetini ağır ödüyor.
Gelişmenin Arka Planı
Trump yönetimi, İran ile artan gerilimin askeri bir çatışmaya dönüşmesinin ardından iç kamuoyunda ciddi bir baskıyla karşı karşıya kaldı. Savaşın başlangıcında yurt dışında güç gösterisi olarak sunulan operasyonlar, süre uzadıkça ve ekonomik yansımaları derinleştikçe halk nezdinde sorgulanmaya başlandı. Özellikle enerji fiyatlarındaki dalgalanma, benzin ve gıda fiyatlarını yukarı çekerek enflasyonu yeniden gündemin merkezine taşıdı. Anketler, seçmenlerin %60'ından fazlasının ülkenin yanlış yönde ilerlediğini düşündüğünü ortaya koyuyor.
Cumhuriyetçi Parti içindeki destekte yaşanan 9 puanlık düşüş, partinin geleneksel tabanında da bir aşınma olduğunu gösteriyor. Muhafazakâr seçmenin bir kısmı, askeri müdahalenin sınırlı tutulması gerektiğini savunurken, bir kısmı da ekonomik istikrarın öncelik olması gerektiğini dile getiriyor. Bu bölünme, 2026 ara seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi adaylar için risk oluşturuyor. Demokratlar ise savaş karşıtı söylemi ve ekonomik vaatleri öne çıkararak Trump'ın zayıflayan konumundan faydalanmaya çalışıyor.
Beyaz Saray'dan yapılan açıklamalarda, ekonomik verilerin geçici olduğu ve savaşın kısa sürede sona ereceği yönünde mesajlar verilse de, bağımsız ekonomistler enflasyon baskısının yılın geri kalanında da süreceği uyarısında bulunuyor. Federal Rezerv'in faiz politikaları da bu tabloyu daha da karmaşık hale getiriyor. Uluslararası yatırımcılar, ABD piyasalarındaki belirsizlik nedeniyle temkinli davranıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran ile yaşanan çatışma, sadece ABD iç siyasetini değil, küresel dengeleri de etkiliyor. Basra Körfezi'ndeki gerilim, petrol arz güvenliğini tehdit ederek dünya enerji piyasalarında dalgalanmalara yol açtı. Avrupa ülkeleri, savaşın genişlemesinden endişe duyarken, Çin ve Rusya bölgedeki nüfuzlarını artırmak için fırsat kolluyor. NATO içinde de ABD'nin askeri angajmanına yönelik farklı sesler yükseliyor; bazı müttefikler itidal çağrısı yaparken, bazıları Washington'ın yanında yer alıyor.
Trump'ın düşen onay oranları, ABD'nin küresel liderlik iddiasını da zayıflatabilir. İç kamuoyunda artan hoşnutsuzluk, yönetimin dış politikada daha agresif adımlar atmasına ya da tam tersine geri çekilmesine neden olabilir. Bu belirsizlik, uluslararası piyasalar ve diplomatik ilişkiler açısından risk unsuru taşıyor. Özellikle Orta Doğu'da ateşkes çabaları sekteye uğrarsa, insani kriz derinleşebilir ve mülteci akımları yeniden gündeme gelebilir.
Ekonomik cephede ise enflasyonun yükselmesi, küresel ticaret savaşlarını da körükleyebilir. ABD'nin uyguladığı yaptırımlar ve tarifeler, tedarik zincirlerinde bozulmaya yol açarak dünya ekonomisini olumsuz etkiliyor. Gelişmekte olan ülkeler, artan borç yükü ve sermaye çıkışlarıyla mücadele ederken, ABD'deki siyasi istikrarsızlık bu süreci daha da zorlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki siyasi çalkantı ve İran kaynaklı gerilim, Türkiye'yi doğrudan etkiliyor. Enerji ithalatında İran'a bağımlılığı bulunan Türkiye, savaşın uzaması halinde petrol fiyatlarındaki artıştan olumsuz etkilenecek. Ayrıca, bölgedeki istikrarsızlık, Türkiye'nin güneydoğu sınırında güvenlik risklerini artırabilir. Washington ile ilişkilerde yaşanabilecek dalgalanmalar, F-35 ve yaptırımlar gibi başlıklarda belirsizlik yaratabilir. Türkiye, diplomatik kanalları kullanarak ateşkes çağrılarını desteklemeli ve ekonomik dayanıklılığını korumalıdır.