Eski ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ilişkisine dair bir soruya verdiği yanıtta, "Siyasette kimseye güvenmem" ifadesini kullandı. Açıklama, Trump'ın 2024 başkanlık yarışı öncesinde Ortadoğu politikasına dair ipuçları aranırken geldi. Trump, görevde olduğu dönemde Netanyahu ile yakın bir ilişki geliştirmiş olsa da, Gazze savaşı ve İsrail'in askeri operasyonları konusunda zaman zaman eleştirel bir ton takındı.
Trump'ın Netanyahu ile inişli çıkışlı ilişkisi
Trump, başkanlığı sırasında İsrail'e yönelik bir dizi tarihi adım attı: ABD büyükelçiliğini Kudüs'e taşıdı, İsrail'in Golan Tepeleri üzerindeki egemenliğini tanıdı ve İbrahim Anlaşmaları olarak bilinen normalleşme sürecine öncülük etti. Bu adımlar, Netanyahu ile sıkı bir ittifakın göstergesiydi. Ancak 2020 seçimlerini Joe Biden'a kaybetmesinin ardından Trump, Netanyahu'nun kendisini yeterince desteklemediğini düşündü ve ilişkiler soğudu. Özellikle Netanyahu'nun Biden'ı tebrik etmesi, Trump cephesinde rahatsızlık yarattı.
Son dönemde Trump, Gazze'deki savaşla ilgili olarak İsrail'e yönelik tutumunu yumuşattı. Ancak zaman zaman İsrail'in uluslararası kamuoyundaki imajını zedeleyen askeri hamlelerini eleştirdi. Trump, geçmişte yaptığı açıklamalarda Netanyahu'yu "zayıf" bulduğunu ima etmiş, hatta 7 Ekim saldırılarını İsrail istihbaratının öngöremediğini söylemişti. Bu açıklamalar, İsrail basınında geniş yankı uyandırdı.
Trump'ın "Siyasette kimseye güvenmem" sözü, siyasi bir mesaj olarak yorumlanıyor. Eski başkan, hem kendi tabanına hem de uluslararası aktörlere, ikili ilişkilerde duygusallığa yer olmadığını, çıkarların ön planda tutulacağını ima ediyor. Bu söylem, Trump'ın dış politikada "önce Amerika" yaklaşımını sürdüreceğinin bir işareti olarak da okunabilir.
Gazze savaşı ve ABD-İsrail ilişkilerinde belirsizlik
İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri operasyonları, ABD iç siyasetinde derin bir bölünme yarattı. Biden yönetimi, İsrail'e desteğini sürdürmekle birlikte, sivil kayıplar konusunda artan eleştirilerle karşı karşıya. Trump ise son açıklamalarında, İsrail'i destekleme konusunda daha temkinli bir dil kullanıyor. Bu durum, Cumhuriyetçi Parti içindeki farklı eğilimleri de yansıtıyor: Bir yanda evangelist Hristiyanlar ve İsrail yanlısı gruplar, diğer yanda izolasyonist ve İsrail'e koşulsuz destek vermeyen kanatlar.
Trump'ın Netanyahu'ya yönelik güvensizlik ifadesi, olası bir Trump iktidarında ABD-İsrail ilişkilerinin nasıl şekilleneceğine dair soru işaretlerini artırıyor. Bazı analistler, Trump'ın İsrail'e yönelik baskıyı artırabileceğini, özellikle de savaşın sona ermesi ve esirlerin serbest bırakılması konusunda daha fazla inisiyatif alabileceğini belirtiyor. Ancak Trump'ın öngörülemez üslubu, kesin bir yargıya varmayı zorlaştırıyor.
Diğer yandan, Trump'ın damadı Jared Kushner'in İbrahim Anlaşmaları'ndaki rolü ve Suudi Arabistan ile İsrail arasında normalleşme çabaları, Trump'ın bölge politikasında önemli bir yer tutuyor. Netanyahu hükümeti ise Suudi Arabistan ile ilişkilerin normalleşmesini, Gazze savaşı sonrası bölgesel konumunu güçlendirmek için kritik görüyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Trump'ın açıklamaları, ABD'nin Ortadoğu'daki rolüne dair belirsizliği derinleştiriyor. İsrail, ABD'nin en yakın müttefiklerinden biri olmayı sürdürse de, Trump'ın "güven" vurgusu, ilişkinin tamamen çıkar temelli olduğunu gösteriyor. Bu durum, bölgedeki diğer aktörler için de bir mesaj niteliğinde: ABD ile ilişkilerde kişisel bağlar değil, karşılıklı çıkarlar belirleyici olacak.
Avrupa başkentleri ve Arap ülkeleri, Trump'ın olası bir dönüşünde Ortadoğu politikasının nasıl şekilleneceğini yakından izliyor. Özellikle Filistin meselesinde Trump'ın geleneksel Amerikan politikalarından sapabileceği sinyalleri, bölgesel dengeleri etkileyebilir. Trump'ın "Yüzyılın Anlaşması" olarak adlandırdığı plan, Filistinliler tarafından reddedilmişti; ancak Trump'ın ikinci döneminde daha farklı bir yaklaşım benimseyip benimsemeyeceği belirsizliğini koruyor.
Küresel ölçekte ise, ABD'nin İsrail'e yönelik desteğinin sürdürülmesi, uluslararası hukuk ve insan hakları tartışmalarında önemli bir kırılma noktası olmayı sürdürüyor. Trump'ın "kimseye güvenmem" sözü, aslında diplomatik ilişkilerdeki güven unsunun ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump'ın Netanyahu'ya yönelik güvensizlik ifadesi, Türkiye'nin ABD ile ilişkilerinde ve bölgesel dengelerde yeni bir hesap yapmasını gerektirebilir. Türkiye, Gazze savaşında İsrail'e karşı sert bir tutum sergilerken, ABD ile ilişkilerinde de inişli çıkışlı bir dönemden geçiyor. Trump'ın ikinci döneminde İsrail'e yönelik daha mesafeli bir tutum alması, Türkiye'nin ABD ile İsrail arasındaki dengeyi yeniden değerlendirmesine yol açabilir. Ayrıca, Trump'ın "önce Amerika" politikası, Türkiye'nin Suriye ve Doğu Akdeniz gibi konularda ABD ile yaşadığı anlaşmazlıkları derinleştirebilir. Türkiye, olası bir Trump dönüşünde bölgesel müttefiklik ilişkilerini çeşitlendirme ve savunma sanayii iş birliklerini güçlendirme yoluna gidebilir.