ABD'de Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında derin ayrışmaların yaşandığı bir dönemde, SAVE Yasası (Secure America’s Voting and Elections Act) olarak bilinen seçmen güvenliği tasarısı Kongre'den geçme konusunda ciddi zorluklarla karşı karşıya. Ancak eski Başkan Donald Trump'ın bu tasarıya verdiği destek, yasanın akıbetinden bağımsız bir stratejinin parçası olarak değerlendiriliyor. Trump, seçmen güvenliği konusunu kendi siyasi ajandasının merkezine koyarken, tasarının başarısız olması halinde bile kazançlı çıkabileceği bir zemin yaratıyor.
SAVE Yasası ve Kongre'deki durumu
SAVE Yasası, federal seçimlerde kimlik doğrulama kurallarını sıkılaştırmayı, oy pusulalarının toplanmasını sınırlamayı ve seçmen kayıtlarının temizlenmesini hızlandırmayı hedefliyor. Tasarı, Cumhuriyetçi milletvekilleri tarafından destekleniyor ancak Senato'da 60 oy eşiğini aşması neredeyse imkansız görünüyor. Demokratlar, tasarının azınlık seçmenlerini hedef aldığını ve oy kullanma hakkını kısıtladığını savunuyor. Mevcut siyasi iklimde, iki partili bir uzlaşma olasılığı oldukça düşük. Ancak Trump, tasarının Kongre'deki akıbeti ne olursa olsun, bu konudaki söylemini canlı tutmayı sürdürüyor.
Trump'ın bu stratejisi, geçmişte de benzer bir taktiğin yansıması: Başarısız olması muhtemel bir yasayı sahiplenerek seçmen tabanına 'mücadele ettiği' mesajını vermek. Trump, son haftalarda düzenlediği mitinglerde SAVE Yasası'nı 'Amerikan seçimlerini kurtaracak en önemli yasa' olarak nitelerken, Kongre üyelerine de 'Bu yasayı çıkarın yoksa seçimlerimiz çalınacak' uyarısında bulundu. Bu söylem, özellikle 2020 seçim sonuçlarına ilişkin 'çalıntı seçim' iddialarını canlı tutarak tabanını konsolide etme amacı taşıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
SAVE Yasası'nın ABD iç siyasetindeki bu gelgitler, küresel demokrasi süreçleri üzerinde de bir referans oluşturuyor. Avrupa Birliği ve diğer Batılı ülkeler, ABD'deki seçmen güvenliği tartışmalarını yakından izliyor. Zira ABD'de atılacak adımlar, diğer ülkelerdeki seçim mevzuatını da etkileyebilecek bir örnek teşkil ediyor. Trump'ın bu konudaki ısrarı, uluslararası toplumda seçim güvenliği ve halk iradesi konularında derin bir güvensizlik yaratma riskini taşıyor. Ayrıca, ABD'nin iç politikasındaki bu kutuplaşma, küresel çapta otoriter liderler tarafından 'demokrasinin kırılganlığı'na dair bir argüman olarak kullanılıyor. Çin ve Rusya gibi ülkeler, ABD'deki seçmen güvenliği tartışmalarını kendi rejimlerini meşrulaştırmak için propaganda malzemesi yapabiliyor. Bu durum, ABD'nin demokratik değerler konusundaki küresel prestijini aşındırıcı bir etki yaratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump'ın SAVE Yasası stratejisi, Türkiye-ABD ilişkileri bağlamında doğrudan bir etki yaratmasa da, ABD'deki siyasi kutuplaşmanın devam etmesi, Türkiye'nin Washington ile yürüttüğü diplomatik ve ticari müzakerelerde belirsizlik unsuru oluşturabilir. Seçmen güvenliği tartışmalarının küresel demokrasi algısına vereceği zarar, Türkiye'nin de içinde bulunduğu uluslararası sistemin meşruiyetini sorgulatabilir. Ayrıca, Trump'ın iç siyasete odaklı bu hamleleri, ABD'nin dış politikada Türkiye gibi müttefikleriyle ilgili kararlarını etkileyebilir; zira Trump, kendi siyasi çıkarları için dış politika araçlarını da kullanmaktan çekinmeyen bir lider profili çiziyor.