Trump yönetimi, Suudi Arabistan ile imzaladığı sivil nükleer anlaşmayı 'tarihi' bir dönüm noktası olarak kutlamasından sadece günler sonra, Başkan Donald Trump'ın kendisi tüm anlaşmayı riske atan bir açıklama yaptı. Truth Social platformundan yaptığı paylaşımda Trump, anlaşmanın tamamen Suudi Arabistan'ın İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesine bağlı olduğunu söyledi ve bu şartın yerine getirilmemesi halinde anlaşmanın geçersiz olacağını ima etti. Bu çıkış, Ortadoğu'da yeni bir krizi tetiklerken, diplomatik kaynaklar anlaşmanın geleceğinin belirsizliğini koruduğunu belirtiyor.
Anlaşmanın Arka Planı
Geçtiğimiz hafta Washington'da düzenlenen törende, ABD ve Suudi yetkililer sivil nükleer işbirliği konusunda mutabakat zaptı imzalamıştı. Anlaşma, Suudi Arabistan'ın uranyumu zenginleştirme ve nükleer yakıt üretme hakkını da içeriyordu. Bu durum, bölgedeki İran'ın nükleer programına benzer bir gelişme olarak görülerek uluslararası toplumda endişe yaratmıştı. Anlaşmanın mimarları, bunun Körfez bölgesinde enerji çeşitliliğini artıracağını ve Suudi Arabistan'ın 2030 Vizyonu hedeflerine katkı sağlayacağını savunuyordu. Ancak, anlaşmanın imzalanmasının ardından Başkan Trump'ın bu çıkışı, aslında anlaşmanın masada olmadığını, daha geniş bir diplomatik pazarlığın parçası olduğunu ortaya koydu.
Uzmanlara göre Trump, Suudi Arabistan'ı İsrail ile normalizasyon anlaşması imzalamaya zorlayarak, babasından devraldığı 'Yüzyılın Anlaşması' planını hayata geçirmek istiyor. Suudi yönetimi ise bu konuda oldukça temkinli; Filistin devletinin kurulması ve Kudüs'ün statüsü gibi konularda net garantiler almadan böyle bir adım atmak istemiyor. Suudi yetkililer, normalizasyonun bedelinin ABD'nin güvenlik garantileri ve gelişmiş silah sistemleri olduğunu, ancak nükleer dosyanın bunlardan bağımsız olarak ele alınması gerektiğini savunuyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Bu gelişme, sadece ikili ilişkileri değil, bölgenin tüm dengelerini etkileyecek potansiyele sahip. Suudi Arabistan'ın nükleer programa yönelmesi, İran'ın nükleer faaliyetleriyle ilgili uluslararası müzakerelerin yürütüldüğü bir dönemde, bölgede bir silahlanma yarışını tetikleyebilir. Mısır, Ürdün ve Körfez ülkeleri, Suudi Arabistan'ın nükleer adımını yakından izliyor. Öte yandan İsrail, Suudi Arabistan'ın nükleer kapasitesine sahip olmasına sıcak bakmıyor; fakat normalizasyon sürecinde bunu bir pazarlık kozu olarak kullanabileceğini hesaplıyor.
ABD Kongresi'nde ise anlaşmaya yönelik ciddi muhalefet bulunuyor. Özellikle Demokrat vekiller, Suudi Arabistan'ın insan hakları ihlalleri ve Yemen savaşındaki rolünü gerekçe göstererek, nükleer teknoloji transferine izin verilmesine karşı çıkıyor. Ayrıca, uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasının, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması (NPT) rejimini zayıflatacağı endişesi dile getiriliyor. Başkan Trump'ın bu açıklaması, Kongre'deki muhalefeti daha da güçlendirmiş gibi görünüyor.
Suudi Arabistan ise alternatif arayışlarını hızlandırmış durumda. Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman, geçtiğimiz aylarda Çin ve Rusya ile de sivil nükleer işbirliği konusunda görüşmeler yapıldığını doğrulamıştı. Eğer ABD ile anlaşma sağlanamazsa, Suudi Arabistan'ın doğuya yönelmesi muhtemel görünüyor. Bu durum, ABD'nin Ortadoğu'daki nüfuzunu daha da zayıflatabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin enerji güvenliği ve bölgesel rekabet dengeleri açısından yakından izlenmelidir. Suudi Arabistan'ın olası bir nükleer programı, Türkiye'nin Akkuyu Nükleer Güç Santrali projesiyle başlattığı nükleer enerji hamlesini bölgesel bir rekabete dönüştürebilir. Ayrıca, ABD'nin Suudi Arabistan'a nükleer teknoloji transferini normalizasyon şartına bağlaması, Türkiye'nin de dahil olduğu bazı ülkelere yönelik çifte standart uygulamalarını yeniden gündeme getirebilir. Türkiye, uzun süredir nükleer enerji konusunda uluslararası işbirliği çağrısı yapıyor ve bu tür anlaşmaların siyasi koşullara bağlanmaması gerektiğini savunuyor. Bu açıdan, yaşanan gelişme Türkiye'nin tezlerini güçlendiriyor. Bölgesel istikrar açısından ise, Suudi-İsrail normalizasyonunun Filistin meselesini göz ardı ederek ilerlemesi, Türkiye'nin de dahil olduğu İslam dünyasında ciddi rahatsızlık yaratacaktır.