ABD Başkanı Donald Trump, İran'a yönelik son tehditleriyle, Tahran yönetimine karşı askeri tırmanmaya hazır olduğu sinyalini verdi. Beyaz Saray'daki kritik bir haftada, Trump yönetiminin İran politikasında yeni bir dönemece girildiği belirtiliyor. Başkan'ın, daha önce 'koşulsuz teslimiyet' talep ettiği savaşta, istenen sonucu alamaması, Washington'u yeni stratejiler arayışına itti.
Trump'ın Tehditleri ve Arka Planı
Geçtiğimiz hafta sonu yaptığı bir dizi açıklamada Trump, İran'ın nükleer programına ve bölgesel faaliyetlerine karşı 'daha sert' önlemler alınacağını ima etti. 'İran'ın provokasyonlarına karşılık verme zamanı geldi' diyen Trump, askeri seçeneklerin masada olduğunu vurguladı. Bu açıklamalar, geçen yıl başlayan ve şu ana kadar belirleyici bir sonuç getirmeyen İran'a yönelik maksimum baskı kampanyasının başarısızlığına işaret ediyor. Pentagon kaynakları, ABD'nin Basra Körfezi'ndeki askeri varlığını artırdığını ve İran'ın petrol ihracatını sıfırlamaya yönelik yaptırımların sıkılaştırıldığını doğruluyor.
Ancak uzmanlar, Trump'ın tehditlerinin ciddiye alınması gerektiğini ancak bu söylemlerin seçim öncesi bir manevra olabileceğini de belirtiyor. Başkan'ın, 2020 başkanlık seçimleri öncesinde İran karşıtı söylemlerle tabanını konsolide etmeye çalıştığı değerlendiriliyor. Kongre'deki Demokratlar ise Trump'ı 'savaş kışkırtıcılığı' ile suçluyor ve herhangi bir askeri harekât için önceden Kongre onayı alması gerektiğini hatırlatıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Trump'ın tehditleri, zaten gergin olan Ortadoğu'da yeni bir krize yol açma potansiyeli taşıyor. İran, ABD'nin her türlü saldırısına karşılık vereceğini açıklarken, Suudi Arabistan ve İsrail gibi bölgesel aktörler de gelişmeleri endişeyle izliyor. Avrupa Birliği ise diplomatik çözüm çağrılarını yinelerken, Rusya ve Çin, ABD'yi tek taraflı eylemlerden kaçınmaya davet ediyor. Uluslararası Enerji Ajansı, olası bir çatışmanın petrol fiyatlarını tarihi zirvelere taşıyabileceği uyarısında bulunuyor. Bu durum, küresel ekonomik toparlanma çabalarını da baltalayabilir.
Tahran'da ise Trump'ın tehditlerine karşı sivil savunma tatbikatları yapılırken, İran Devrim Muhafızları, ABD'nin askeri varlığına karşı 'füze yağmuru' ile karşılık vereceklerini duyurdu. Bu söylemler, iki ülkeyi Hürmüz Boğazı'nda sıcak çatışmaya bir adım daha yaklaştırıyor. Boğazın olası bir ablukası, dünya petrol tedarikinin neredeyse üçte birini tehdit ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran geriliminin tırmanması, Türkiye'yi doğrudan etkileyebilecek riskler taşıyor. Türkiye, İran'dan doğal gaz ithal ediyor ve iki ülke arasında önemli ticaret hacmi bulunuyor. Olası bir askeri çatışma, Türkiye'nin enerji güvenliğini tehdit edebilir ve sınır güvenliği sorunlarını artırabilir. Ayrıca, ABD yaptırımları nedeniyle Türk şirketleri zaten zor durumda; tırmanma, yaptırım riskini daha da yükseltecek. Bölgesel istikrarsızlık, Türkiye'nin Suriye ve Irak politikalarını da olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle Ankara'nın, mevcut diplomatik kanalları aktif tutması ve tansiyonu düşürecek girişimleri desteklemesi bekleniyor.