ABD Başkanı Donald Trump, İran rejimini dolar bazlı finansal sistemden dışlayarak baskı altına almaya çalışıyor. Ancak İran'ın petrol ticareti büyük ölçüde Çin bankaları ve yuan bazlı ağlar üzerinden yürüdüğü için, söz konusu yaptırımlar giderek Amerikan kontrolü dışındaki finansal kurumlara bağımlı hale geliyor. Bu durum, yaptırımların etkinliğini sorgulatırken, ABD'nin küresel finans üzerindeki hakimiyetine yönelik yapısal bir meydan okumayı da gündeme getiriyor.
Yaptırımların Arka Planı ve Çin Faktörü
Washington, 2018'de nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından İran'a yönelik kapsamlı yaptırımları yeniden yürürlüğe koydu. Amaç, Tahran'ın petrol ihracatını sıfıra indirmek ve ekonomisini felç ederek rejimi masaya oturtmaktı. Fakat İran, bu baskıyı aşmak için alternatif ticaret kanalları geliştirdi. Özellikle Çin ile olan enerji ilişkileri, yaptırımların delinebileceği en büyük kapı haline geldi.
Çin, İran petrolünün en büyük alıcısı konumunda. Tahran, petrolünü genellikle indirimli fiyatlarla ve kayıt dışı yöntemlerle Pekin'e satıyor. Ödemeler ise doğrudan dolar yerine yuan üzerinden veya takas mekanizmalarıyla yapılıyor. Bu işlemler, ABD'nin erişiminin sınırlı olduğu Çin bankacılık sistemi içinde gerçekleşiyor. Dolayısıyla ABD Hazine Bakanlığı'nın yaptırım uygulama gücü, Çinli finans kurumlarının işbirliğine bağlı hale geliyor ki bu işbirliği her zaman garanti değil.
Çin hükümeti, ABD'nin tek taraflı yaptırımlarını uzun süredir eleştiriyor ve kendi şirketlerine yönelik ikincil yaptırımlara karşı çıkıyor. Pekin, İran ile ticaretini meşru ve uluslararası hukuka uygun gördüğünü savunuyor. Ayrıca Çin, kendi para biriminin uluslararası kullanımını yaygınlaştırmak ve dolar bağımlılığını azaltmak için bu tür işlemleri bir fırsat olarak değerlendiriyor.
Küresel Finansal Sistemde Dengeler Değişiyor
ABD'nin yaptırım gücü, büyük ölçüde doların küresel rezerv para birimi olmasına ve SWIFT gibi sistemlere erişimi kontrol etmesine dayanıyor. Ancak Çin ve Rusya gibi aktörler, alternatif ödeme sistemleri geliştirerek bu hakimiyeti aşındırmaya çalışıyor. İran örneği, bu çabaların somut bir yansıması. Çin'in yuan bazlı petrol ticareti, hem İran'ın yaptırımları delmesine olanak tanıyor hem de doların tahtına yönelik uzun vadeli bir tehdit oluşturuyor.
Uzmanlar, ABD'nin Çinli bankalara yaptırım uygulamaya kalkışmasının ciddi diplomatik ve ekonomik sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulunuyor. Zira Çin, ABD'nin en büyük ticaret ortaklarından biri ve küresel ekonominin bel kemiği. Çin bankalarına yönelik yaptırımlar, ticaret savaşını daha da kızıştırabilir ve küresel piyasaları sarsabilir. Bu nedenle Washington, adımlarını atarken son derece dikkatli davranmak zorunda.
Öte yandan İran, yaptırımlara rağmen petrol ihracatını sürdürmenin yollarını arıyor. Ülke, komşuları Irak, Türkiye ve BAE gibi ülkelerle ticaretini artırıyor; ayrıca kayıt dışı tanker filosu ve ara bulucular aracılığıyla petrolünü pazarlıyor. Ancak bu yöntemler maliyetli ve riskli. İran ekonomisi ağır darbe almış durumda; enflasyon ve işsizlik yüksek, halkın alım gücü düşmüş durumda.
ABD yönetimi, yaptırımların işe yaradığını ve İran'ın finansal kaynaklarının ciddi şekilde kısıtlandığını savunuyor. Ancak Çin kanalının açık kalması, bu iddiaları zayıflatıyor. Yaptırımların tam anlamıyla etkili olabilmesi için Çin'in işbirliği şart; fakat Pekin'in böyle bir işbirliğine sıcak bakmadığı açık. Bu da Trump yönetiminin İran stratejisinde önemli bir açık oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile uzun süredir enerji ve ticaret ilişkileri olan bir ülke. ABD yaptırımları, Türk şirketlerini ve bankalarını da risk altına alıyor; nitekim geçmişte Halkbank davası gibi örnekler yaşandı. İran petrolüne bağımlılığı azaltmaya çalışan Türkiye, alternatif tedarikçilere yönelse de İran ile ticaretini sürdürmekte ısrarcı. Çin'in yaptırımları delme kapasitesi, Türkiye'ye de manevra alanı yaratabilir. Ancak bu durum, Türkiye'nin ABD ile ilişkilerinde yeni gerilimlere yol açabilir. Ayrıca, doların zayıflayan hakimiyeti ve yuanın yükselişi, Türkiye'nin dış ticaret ve finans politikalarını çeşitlendirmesi gerektiğini gösteriyor. Bölgesel istikrar açısından ise İran üzerindeki baskının hafiflemesi, Türkiye'nin güvenlik çıkarlarına kısmen hizmet edebilir.