ABD Başkanı Donald Trump, İran ile olası bir savaşın hızla sona erdirilebileceğini ancak alternatif olarak Tahran yönetiminin kendi haline bırakılıp 'çökmesinin' de izlenebileceğini söyledi. Middle East Eye'ın canlı blog güncellemesine göre Trump, İran'a yönelik sert mesajlarını yinelediği bir açıklamada, Washington'ın askeri ve stratejik seçeneklerini masaya yatırdığını ima etti. Açıklama, bölgede artan gerilim ve İran'ın nükleer programına ilişkin müzakerelerin tıkandığı bir dönemde geldi.
Gelişmenin arka planı
Trump'ın sözleri, ABD'nin İran'a yönelik 'maksimum baskı' politikasının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor. 2018'de Washington'un nükleer anlaşmadan (JCPOA) çekilmesinin ardından iki ülke arasındaki ilişkilerde diplomatik kanallar büyük ölçüde kapandı. Son aylarda İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini ileri seviyelere taşıması, ABD ve İsrail'in askeri seçenekleri gündeme getirmesine yol açtı. Trump yönetimi, İran'ın nükleer silah edinmesini engellemek için ekonomik yaptırımları sıklaştırırken bir yandan da askeri bir çözümün masada olduğu mesajını veriyor. Ancak Başkan'ın 'çökmesine izin verme' ifadesi, askeri müdahale yerine İran ekonomisini ve rejimini içeriden zayıflatma stratejisine işaret ediyor.
Uzmanlar, Trump'ın açıklamalarının seçim dönemlerinde sıkça başvurduğu bir retorik olduğunu, somut bir askeri planın varlığının belirsizliğini koruduğunu belirtiyor. İran tarafı ise benzer şekilde sert açıklamalarla karşılık veriyor ve olası bir saldırıya karşı misilleme tehdidinde bulunuyor. Bölgede artan karşılıklı restleşme, Körfez'de petrol sevkiyatı ve deniz güvenliği açısından riskleri artırıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İran, Orta Doğu'da Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'deki vekil gruplar aracılığıyla geniş bir etki alanına sahip. ABD ile İran arasındaki gerilimin tırmanması, bu ülkelerdeki istikrarsızlığı derinleştirebilir. Özellikle Irak'ta ABD ve İran yanlısı gruplar arasındaki çatışmalar, son aylarda sıkça gündeme geliyor. Ayrıca İran'ın nükleer programı, İsrail için doğrudan bir tehdit olarak algılanıyor ve İsrail'in olası bir askeri müdahalesi bölgesel bir savaşı tetikleyebilir. Küresel petrol piyasası da bu gerilimden olumsuz etkileniyor; her sert açıklama petrol fiyatlarında dalgalanmaya yol açıyor. Avrupa Birliği ve Rusya, taraflara itidal çağrısı yaparken diplomatik çözümün önemini vurguluyor. Ancak Trump'ın son açıklamaları, diplomasi yerine baskı ve tehdit unsurunu öne çıkararak müzakerelerin yeniden başlaması ihtimalini zayıflatıyor.
İran'ın olası bir çöküşü veya rejim değişikliği, bölgesel güç dengelerini kökten değiştirebilir. Suudi Arabistan ve BAE gibi Körfez ülkeleri, İran'ın zayıflatılmasını olumlu karşılamakla birlikte, istikrarsızlığın kendi topraklarına sıçramasından endişe ediyor. Türkiye ise İran ile uzun sınır komşuluğu ve ekonomik ilişkileri nedeniyle gelişmeleri yakından takip ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile 560 kilometrelik sınırı, ticari ilişkileri ve bölgesel dengeler açısından gelişmeleri yakından izliyor. ABD-İran geriliminin tırmanması, Türkiye'nin enerji ithalatı ve sınır güvenliği açısından risk oluşturuyor. Olası bir savaş veya İran'da istikrarsızlık, Türkiye'ye yönelik göç dalgasını artırabilir ve PKK/PYD gibi unsurların bölgede hareket alanını genişletebilir. Türkiye, diplomatik çözümden yana tavır alarak bölgesel istikrarın korunmasını savunuyor. Ayrıca Türkiye, ABD ile yaşadığı S-400 ve F-35 krizleri nedeniyle İran konusunda temkinli bir denge politikası izliyor. İran'a yönelik askeri bir müdahale, Türkiye'nin ekonomik ve güvenlik çıkarlarını doğrudan etkileyecek nitelikte.