ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik sertlik yanlısı tutumuyla bilinen en büyük destekçileri, Washington ile Tahran arasında varılan ateşkes anlaşmasından duydukları hayal kırıklığını gizlemiyor. Neoconservative (neocon) kanadın önde gelen isimleri, Trump'ın seçim kampanyasında vaat ettiği gibi İran'ı askeri olarak hedef almak yerine diplomatik bir çözümü kabul etmesini bir geri adım olarak yorumluyor. John Bowden'in analizine göre, Trump'ın savaş kararıyla coşan bu destekçiler şimdi, hedeflerinden ne kadar uzaklaştığını kabullenmeye çalışıyor.
Ateşkesin perde arkası: Şahinler neden rahatsız?
Trump yönetimi, İran'ın nükleer programı ve bölgesel faaliyetlerine karşı başlattığı maksimum baskı kampanyasının ardından, geçtiğimiz haftalarda sürpriz bir şekilde ateşkes anlaşmasına vardı. Anlaşma, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sınırlandırması ve bazı bölgelerdeki milis güçlerini geri çekmesi karşılığında, ABD'nin belirli yaptırımları hafifletmesini öngörüyor. Ancak neocon düşünce kuruluşları ve eski yönetim yetkilileri, bu anlaşmanın İran'ı tamamen durdurmaktan uzak olduğunu savunuyor. Özellikle Washington merkezli Foundation for Defense of Democracies (FDD) gibi kuruluşlar, anlaşmayı "eksik ve tehlikeli" olarak nitelendirirken, Trump'ın eski Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton benzer bir eleştiriyi sosyal medyada dile getirdi. Destekçiler, Trump'ın kampanyasında İran rejimini devirme veya en azından nükleer tesislerini vurma söylemini benimsediğini hatırlatıyor.
Bowden'in belirttiği gibi, neoconlar Trump'ın 2020'de İranlı general Kasım Süleymani'yi öldürme kararını alkışlamış, ancak ardından gelen gerilim ve şimdiki ateşkes onları memnun etmemişti. "Her şey kötü görünüyor" ifadesini kullanan bir kampanya destekçisi, anlaşmanın İran'ın bölgesel yayılmacılığını durdurmadığını, aksine meşrulaştırdığını öne sürüyor. Bu eleştiriler, Trump'ın kendi tabanında bir bölünmeye işaret ediyor; zira popülist kanat anlaşmayı savaştan kaçınma olarak desteklerken, neocon elitler bunu bir zafiyet olarak görüyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Ortadoğu'da yeni denklem
ABD-İran ateşkesi, sadece iki ülke arasındaki ilişkileri değil, tüm Ortadoğu dengelerini etkiliyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ABD müttefiki körfez ülkeleri, anlaşmayı ihtiyatla karşılarken; İsrail ise açıkça endişeli. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, anlaşmanın İran'ın nükleer kapasitesini tamamen ortadan kaldırmadığını vurgulayarak Washington'a uyarılarda bulundu. Öte yandan, Rusya ve Çin anlaşmayı olumlu bulduklarını açıkladı; ancak bu destek, Batı'da anlaşmanın İran'ı daha da güçlendireceği endişesini artırdı. Anlaşma metninde, İran'ın Yemen'deki Husilere desteğini kesmesi gibi bir madde bulunmuyor; bu da bölgesel istikrar açısından soru işaretleri yaratıyor. Bowden'in analizi, Trump'ın neocon destekçilerinin asıl korkusunun, anlaşmanın İran'ı bölgesel bir hegemon haline getirmesi olduğunu gösteriyor. Ateşkesin ardından İran'ın petrol ihracatının artması ve ekonomik rahatlama, Tahran'ın mali kaynaklarını genişletirken; bu durum Suriye, Irak ve Lübnan'daki vekil güçlerini finanse etme kapasitesini artırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran ateşkesi, Türkiye için hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Türkiye, İran'la enerji ticareti ve sınır güvenliği konularında doğrudan ilişkili. Anlaşma, İran'a yönelik yaptırımların hafiflemesi durumunda Türkiye'nin doğalgaz ve petrol ithalatında maliyet avantajı sağlayabilir. Ancak İran'ın bölgesel nüfuzunun artması, özellikle Suriye ve Irak'ta Türkiye'nin güvenlik çıkarlarına tehdit oluşturabilir. Ankara, İran'ın PKK/PYD'ye verdiği desteğin devam etmesinden endişe ediyor. Ayrıca, ABD'nin bölgeden çekilme sinyalleri olarak yorumlanan bu anlaşma, Türkiye'yi Rusya ile daha yakın ilişki kurmaya itebilir. Türkiye, anlaşmanın uygulanması sürecinde arabuluculuk yaparak kendi çıkarlarını korumaya çalışabilir. Özetle, ateşkes Ankara için dikkatle yönetilmesi gereken bir jeopolitik sürecin başlangıcı.