ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın nükleer programına yönelik 14 maddelik bir barış anlaşmasını imzaladığını duyurdu. Trump, anlaşma kapsamında İran’ın nükleer faaliyetlerini durdurması karşılığında yaptırımların hafifletileceğini, ancak 60 gün içinde müzakerelerde ilerleme sağlanamazsa bombalamanın yeniden başlayacağını açıkladı. Beyaz Saray’dan yapılan yazılı açıklamada, anlaşmanın İran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesini sınırladığı, uluslararası denetimlere izin verdiği ve bölgesel istikrarı hedeflediği belirtildi. Trump, “Ya masada anlaşırız, ya da sahada karşılaşırız” sözleriyle İran’a net bir ültimatom verdi. Anlaşma, 2015’te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın (JCPOA) 2018’de ABD’nin tek taraflı çekilmesiyle bozulmasının ardından gelen en somut diplomatik girişim olarak değerlendiriliyor.
Anlaşmanın Maddeleri ve Arka Planı
14 maddelik anlaşma, İran’ın uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 3,67 ile sınırlandırmasını, mevcut stoklarının yüzde 97’sini yurt dışına göndermesini ve Fordow ile Natanz tesislerinde denetime açık olmasını öngörüyor. Ayrıca İran’ın balistik füze programını durdurması ve Yemen, Suriye, Irak’taki vekil güçlerine desteğini kesmesi talep ediliyor. Trump yönetimi, anlaşmanın süresinin 10 yıl olduğunu ve taraflardan birinin ihlal etmesi halinde diğer tarafın anlaşmayı feshedebildiğini açıkladı. İran tarafından henüz resmi bir yanıt gelmezken, Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in “kabul edilemez dayatmalar” ifadeleriyle anlaşmayı eleştirdiği biliniyor. Uzmanlar, İran’ın 2015 anlaşmasına göre daha ağır koşullar içeren bu metni kabul etmesinin zor olduğunu, ancak askeri bir çatışmadan kaçınmak için masada kalmaya devam edeceğini belirtiyor.
Bu gelişme, Trump’ın 2020’de Tahran’a yönelik suikastı ve ardından İran’ın nükleer anlaşmadan çekilme sinyalleri vermesiyle tırmanan gerilimin ardından geldi. ABD’nin İran’a yönelik “azami baskı” politikası, Tahran’ın uranyum zenginleştirmeyi yüzde 60’a çıkarmasına yol açmıştı. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), İran’ın stoklarının anlaşma sınırının 12 katına ulaştığını rapor etmişti. Trump’ın 60 günlük mühleti, hem diplomatik bir pencere hem de askeri müdahale için bir hazırlık süreci olarak okunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-İran anlaşması yalnızca iki ülke arasındaki ilişkiyi değil, Ortadoğu’nun tamamını etkileme potansiyeli taşıyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, İran’ın nükleer silah kapasitesine karşı çıkarken, anlaşmanın güvenlik garantilerini yetersiz buluyor. İsrail ise anlaşmayı “tehlikeli bir oyalama” olarak nitelendiriyor; Başbakan Binyamin Netanyahu, İran’ın füze programını durdurmadığı sürece anlaşmanın geçersiz olduğunu savunuyor. Rusya ve Çin ise ABD’nin tek taraflı dayatmalarına karşı çıkarak, anlaşmanın BM Güvenlik Konseyi’nde onaylanmasını talep ediyor. Avrupa Birliği, JCPOA’nın yeniden canlandırılması için çaba gösterirken, Trump’ın 14 maddelik planını “yapıcı” bulduğunu ancak bazı maddelerin aşırı sert olduğunu belirtiyor. Eğer müzakereler başarısız olursa, bölgede askeri bir çatışma riski artacak; bu da küresel petrol fiyatlarını ve enerji güvenliğini doğrudan etkileyecek. Öte yandan, anlaşma sağlanırsa İran’ın izolasyonu sona erebilir ve bölgede yeni bir denge kurulabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin enerji güvenliği ve sınır güvenliği açısından kritik önem taşıyor. İran’la olası bir çatışma, doğalgaz ve petrol fiyatlarını sıçratarak Türkiye’nin ithalat maliyetlerini artırabilir. Ayrıca, İran’a yönelik yaptırımların hafiflemesi, Türkiye’nin İran’la ticaretini canlandırabilir. Güvenlik boyutunda ise, PKK/YPG’nin İran bağlantıları ve İran’ın Suriye’deki varlığı, Türkiye’nin sınır ötesi operasyonlarını etkileyebilir. Türkiye, anlaşmanın uygulanabilirliğini izlerken, diplomatik süreçte yapıcı bir rol üstlenmeye çalışacaktır. Ancak ABD-İran yakınlaşması, Türkiye’nin bölgesel nüfuzunu dengelerken, Rusya ve İran arasındaki ittifakı da zayıflatabilir. Ankara, bu denklemde esnek bir duruş sergilemek zorunda.