ABD Başkanı Donald Trump, Salı günü İran ile hiçbir müzakerenin yürütülmediğini veya planlanmadığını açıkladı ve Tahran'a yönelik yeni bir göndermede Hürmüz Boğazı'nı 'yeni Amerikan toprağı' olarak gösteren bir haritayı sosyal medya hesabından paylaştı. Trump, paylaşımında haritanın yanı sıra 'Bunu beğendiniz mi?' ifadesini kullandı ve ABD'nin bu stratejik su yoluna yönelik egemenlik iddiasını yinelerken, İran ile diplomatik kanalların kapalı olduğunu da sözlerine ekledi.
Gelişmenin arka planı
Trump'ın bu açıklaması, İran'ın nükleer programı konusunda yaptırımların artırıldığı ve iki ülke arasındaki gerilimlerin yeni bir zirveye ulaştığı bir dönemde geldi. Washington yönetimi, Tahran'ın nükleer anlaşmadaki taahhütlerini ihlal ettiğini öne sürerek baskıyı sürdürürken, İran da ABD'nin Körfez'deki askeri varlığına karşı tehditlerini artırıyor. Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği kritik bir enerji koridoru olarak biliniyor ve bu bölgedeki herhangi bir gerilim, küresel enerji piyasalarını doğrudan etkiliyor.
Trump'ın haritayı paylaşması, özellikle son dönemde İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehditlerine karşılık olarak yorumlandı. Geçtiğimiz haftalarda İranlı yetkililer, ABD'nin yaptırımlarına karşı misilleme olarak boğazı kapatabilecekleri uyarısında bulunmuştu. Trump ise bu tehditlere karşılık olarak, 'Hürmüz Boğazı artık ABD toprağıdır' diyerek sert bir mesaj verdi. Ancak bu açıklama uluslararası hukuk açısından ciddi tartışmalara yol açtı; çünkü boğaz, uluslararası sular statüsünde ve serbest geçiş rejimi 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi ile güvence altına alınmış durumda.
ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan resmi bir açıklamada ise, Trump'ın paylaşımının 'metaforik bir ifade' olduğu ve Hürmüz Boğazı'nın egemenlik statüsünün değişmediği belirtildi. Ancak uzmanlar, Trump'ın bu tür kışkırtıcı çıkışlarının bölgedeki tansiyonu daha da artırabileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle İran Devrim Muhafızları'nın son tatbikatları ve ABD'nin bölgeye ek askeri sevkiyatı, iki ülke arasında sıcak bir çatışma ihtimalini gündemde tutuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Hürmüz Boğazı'ndaki bu yeni gerilim, Körfez ülkeleri ve küresel enerji güvenliği açısından önemli riskler barındırıyor. Suudi Arabistan, BAE ve Kuveyt gibi büyük petrol ihracatçıları, boğazın güvenliğini doğrudan kendi ekonomik çıkarlarıyla ilişkilendiriyor. Herhangi bir çatışma, petrol fiyatlarının hızla yükselmesine ve küresel ekonomik istikrarın bozulmasına yol açabilir. Uzmanlar, Trump'ın bu çıkışının da piyasalarda tedirginlik yarattığını ve Brent petrol fiyatlarının varil başına 3 dolara yakın artışla yükseldiğini belirtiyor.
İran tarafından gelen tepkiler de gecikmedi. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sait Hatipzade, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, 'Hürmüz Boğazı İran'ın ve bölge ülkelerinin ortak güvenliğinin bir parçasıdır; ABD'nin bu tür iddiaları uluslararası hukuka aykırıdır ve bölgede istikrarı bozucudur' ifadelerini kullandı. İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı Vahid Celalzadeh ise, ABD'nin bu tür söylemlerinin 'savaşa davetiye çıkarmak' olduğunu ve Tahran'ın meşru müdafaa hakkını saklı tuttuğunu söyledi.
Rusya ve Çin ise ABD'nin bu açıklamasına temkinli yaklaştı. Rusya Dışişleri Bakanlığı, 'uluslararası hukukun ihlali' anlamına gelen bu tür tek taraflı iddiaların kabul edilemez olduğunu belirtirken, Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, 'Körfez bölgesinin istikrarı için diyalog çağrısında bulunuyoruz' açıklamasını yaptı. Avrupa Birliği ise, Hürmüz'deki gemilerin güvenli geçişini sağlamak için bağımsız bir deniz gözetleme misyonu başlatmayı değerlendirdiğini duyurdu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye için doğrudan bir tehdit oluşturmamakla birlikte, enerji arz güvenliği açısından kritik bir öneme sahiptir. Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bir bölümünü ithal etmekte ve bu ithalatın önemli bir kısmı Basra Körfezi'nden geçmektedir. Hürmüz Boğazı'nda yaşanacak bir kriz, petrol ve doğal gaz fiyatlarını yükselterek Türkiye'nin cari açığını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, bölgedeki istikrarsızlık, Türkiye'nin komşularıyla olan ticaretini ve bölgesel güvenliğini dolaylı olarak etkileyebilir. Türkiye'nin, Katar ile olan enerji anlaşmaları ve Körfez'deki ekonomik çıkarları göz önüne alındığında, bu gerilimin yakından takip edilmesi gerekmektedir. Ankara'nın diplomatik girişimlerle tansiyonun düşürülmesine katkı sağlaması beklenir.