ABD Başkanı Donald Trump, İran'a destek veren veya ticaret yapan ülkelere yönelik 'ekonomik D-Day' tehdidinde bulunarak, uluslararası topluma açık bir gözdağı verdi. Trump, Beyaz Saray'da yaptığı açıklamada, İran'ın nükleer programı ve bölgesel faaliyetlerine destek olan tüm ülkelerin ağır ekonomik sonuçlarla karşılaşacağını belirtti. Bu açıklama, ABD'nin İran'a yönelik 'azami baskı' politikasını yeniden tırmandırdığının sinyali olarak yorumlandı.
Gelişmenin arka planı
Trump'ın bu sözleri, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırması ve bölgedeki vekil güçleri üzerinden nüfuzunu genişletmesi sonrasında geldi. ABD yönetimi, İran'ın nükleer anlaşmadan çekilmesi ve bölgesel istikrarı bozucu eylemleri nedeniyle ekonomik yaptırımları yoğunlaştırmayı planlıyor. Trump, 'Kim İran'la iş yaparsa, bizimle iş yapamaz' diyerek, üçüncü ülkeleri de hedef alan bir tavır sergiledi. Bu açıklamalar, özellikle Çin, Rusya ve Türkiye gibi İran'la ekonomik ilişkileri bulunan ülkeleri yakından ilgilendiriyor.
Uzmanlar, Trump'ın bu söyleminin aslında bir 'ekonomik savaş' ilanı olduğunu ve İran'ı müzakere masasına zorlamayı amaçladığını belirtiyor. Ancak geçmişte uygulanan yaptırımların İran'ı dizginlemede tam olarak başarılı olamadığı, aksine bölgesel gerginlikleri artırdığı göz önünde bulunduruluyor. Ayrıca, ABD'nin bu tutumunun uluslararası hukuk açısından tartışmalı olduğu, çünkü üçüncü ülkelere uygulanan bu tür baskıların ticaret serbestisi ilkelerini ihlal ettiği ifade ediliyor.
İran tarafı ise Trump'ın açıklamalarına sert tepki gösterdi. İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, 'ABD'nin bu tür tehditleri uluslararası toplum tarafından kabul görmüyor; İran hiçbir ülkenin ekonomik baskısı altında haklarından vazgeçmeyecektir' şeklinde bir açıklama yaptı. Ayrıca, İran'ın nükleer faaliyetlerini uluslararası denetime açık şekilde sürdürdüğünü ve barışçıl amaçlara yönelik olduğunu vurguladı.
Bölgesel ve küresel boyut
Trump'ın bu tehdidi, sadece İran'ı değil, aynı zamanda Orta Doğu'nun güvenlik mimarisini de etkileyecek boyutta. İran'la yakın ilişkileri olan Irak, Suriye ve Lübnan'daki gruplar üzerinden bölgesel istikrar yeniden sarsılabilir. Ek olarak, Basra Körfezi'ndeki petrol ticaretinin güvenliği, bu gerilimden doğrudan etkilenebilir. Petrol fiyatlarının yükselmesi, küresel ekonomide enflasyonist baskıları artırabilir ve özellikle enerji ithalatçısı ülkeleri olumsuz etkileyebilir.
Çin ve Rusya'nın İran ile enerji ve savunma alanlarında devam eden iş birlikleri, ABD'nin bu tehdidinin etkisini sınırlayabilir. Özellikle Çin, İran'dan ham petrol alımını sürdürüyor ve iki ülke arasında 25 yıllık kapsamlı bir iş birliği anlaşması bulunuyor. Rusya ise İran ile ortak askeri tatbikatlar ve teknoloji transferi konularında iş birliği yapıyor. Bu durum, ABD'nin 'müttefiklerini' bile etkileyecek sert yaptırımlarının küresel ticaret savaşlarına dönüşme riskini taşıyor.
Avrupa Birliği ise Trump'ın bu çıkışı karşısında temkinli bir tutum benimsedi. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi, diyalog ve diplomasinin önemine vurgu yaparak, ABD'nin tek taraflı yaptırımlarının uluslararası anlaşmalara zarar verdiğini belirtti. AB, İran'la ticaret mekanizması INSTEX'i sürdürebilmek için çaba gösteriyor ancak bu mekanizmanın pratikte etkisi sınırlı kalıyor.
Bölgedeki bir diğer önemli aktör olan İsrail, ABD'nin bu tutumunu memnuniyetle karşıladı. İsrail Başbakanı, Trump'ın açıklamalarını 'cesur ve gerekli' olarak nitelendirerek, İran'ın nükleer programının durdurulması için daha fazla uluslararası baskı çağrısında bulundu. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin de ABD'nin bu politikasını dolaylı olarak desteklediği yorumları yapılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile komşu olmanın yanı sıra önemli ticari ve enerji ilişkilerine sahip. ABD'nin bu tehdidi, Türkiye'nin İran'dan doğalgaz ithalatını ve iki ülke arasındaki ticaret hacmini doğrudan etkileme potansiyeli taşıyor. Türkiye, geçmişte ABD yaptırımlarına rağmen İran'dan enerji alımını sürdürmüş ancak bu durum ABD ile zaman zaman krize neden olmuştu. Öte yandan, Türkiye'nin Suriye ve Irak'ta İran ile karşı karşıya gelebilecek çıkar çatışmaları bulunuyor. Bu nedenle Ankara, Washington ile Tahran arasındaki gerilimi yakından izliyor ve denge politikası gözetiyor. Türkiye'nin bu krizde arabulucu olma potansiyeli olsa da, ABD'nin yaptırım baskısı Türk ekonomisini olumsuz etkileyebilir.