ABD Başkanı Donald Trump, İran'ın ticaret ortaklarına yönelik yeni yaptırımlar, deniz ablukası ve artan ekonomik baskının, binlerce bomba ve füzenin başaramadığını başarabileceğine bahse giriyor: Tahran'ı savaşı ABD'nin şartlarıyla bitirecek bir anlaşmayı kabul etmeye zorlamak. Ancak İran'ı diz çöktürmeye yönelik bu girişimler, Tahran'ın meşru müdafaa hakkını kullanarak Körfez'deki ABD müttefiklerine yönelik yeni saldırıları tetikleyebilir. Uzmanlar, ekonomik zorlukların İran'ı daha agresif bir dış politikaya itebileceğini ve bunun bölgesel istikrarı ciddi şekilde tehdit edebileceğini vurguluyor.
Ekonomik Baskının Arka Planı
Trump yönetimi, İran'ı nükleer programı ve bölgesel faaliyetleri konusunda müzakere masasına çekmek için kapsamlı bir 'azami baskı' stratejisi uyguluyor. Bu strateji kapsamında İran'a yönelik yaptırımlar yeniden başlatılırken, ülkenin petrol ihracatı hedef alınıyor ve ikinci bir deniz ablukası sinyali veriliyor. ABD'li yetkililer, İran'ın ekonomik olarak çökmesi halinde taviz vermek zorunda kalacağını düşünüyor. Ancak geçmişte uygulanan benzer yaptırımlar, İran'ın nükleer programını durdurmadığı gibi, bölgesel vekil güçler üzerindeki nüfuzunu da azaltmadı.
İran ekonomisi, uzun süredir devam eden yaptırımların etkisiyle ciddi bir daralma yaşıyor. Petrol ihracatının düşmesi, döviz rezervlerinin erimesi ve enflasyonun yükselmesi, Tahran yönetimi üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor. Bu durum, İran'ın içerideki istikrarını tehdit ederken, dışarıda daha saldırgan bir tutum sergilemesine yol açabilir. Tarihsel olarak, ekonomik kriz dönemlerinde İran, dikkati iç sorunlardan uzaklaştırmak ve rejimi güçlendirmek için bölgesel gerilimi artırma eğiliminde olmuştur.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'ın olası misillemeleri, özellikle Basra Körfezi'ndeki enerji sektörü ve ticaret yolları üzerinde yoğunlaşabilir. Hürmüz Boğazı'ndan geçişi tehdit etmek, İran'ın elindeki en güçlü kozlardan biri olarak görülüyor. Küresel petrol arzının yaklaşık beşte biri bu boğazdan taşınıyor; olası bir abluka veya saldırı, enerji fiyatlarında ani bir yükselişe ve küresel ekonomide durgunluğa neden olabilir. Ayrıca İran, Suudi Arabistan ve BAE gibi ABD'nin müttefiki olan Körfez ülkelerindeki petrol altyapılarına yönelik füze ve drone saldırıları düzenleyebilir. Bu durum, bölgede bir savaşın eşiğine gelinmesine yol açabilir.
Çin ve Rusya'nın İran ile olan ilişkileri, ABD'nin baskı politikasını dengeleyen bir faktör olarak öne çıkıyor. Çin, İran'dan petrol alımına devam ederken, Rusya da Tahran'a askeri ve siyasi destek sağlıyor. Bu iki ülkenin İran'a verdiği destek, ABD'nin 'azami baskı' stratejisinin etkisini sınırlayabilir. Öte yandan, İsrail'in İran'ın nükleer tesislerine yönelik saldırı tehditleri, bölgedeki gerilimi daha da artırıyor. İran'ın olası bir askeri çatışmaya girmesi durumunda, tüm bölgeyi içine alacak bir yangının başlamasından endişe ediliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile komşu olmanın getirdiği hassas bir dengeyi yönetmek zorunda. ABD'nin İran'a yönelik artan baskısı, Türkiye'nin güvenliğini doğrudan etkileyebilir. Olası bir bölgesel çatışma, Türkiye'nin enerji tedarikini kesintiye uğratabilir ve sınır güvenliğini tehdit edebilir. Türkiye, İran ile ekonomik ilişkilerini sürdürürken, ABD ile olan müttefiklik ilişkisini de korumaya çalışıyor. Bu gerilimde Türkiye, diplomasiyi öne çıkararak bölgesel istikrarın korunması için arabuluculuk rolü üstlenebilir. Ancak Türkiye'nin bu çabaları, ABD'nin baskı politikalarıyla çelişebilir ve iki ülke arasında yeni gerginliklere yol açabilir.