ABD ile İran arasında yıllardır devam eden gerilim, nükleer anlaşma müzakerelerinde yeni bir safhaya girmiş durumda. Ancak Uluslararası Kriz Grubu’nun İran Direktörü Ali Vaez’e göre, Başkan Donald Trump’ın “anlaşma çok yakın” söylemleri gerçeği yansıtmıyor. Vaez, Trump’ın “kazanılamaz bir savaş ile sunulamaz bir anlaşma” arasında sıkışıp kaldığını belirtiyor. İran’ın nükleer programı ve bölgesel politikaları etrafında şekillenen bu kriz, sadece iki ülkeyi değil, başta Türkiye olmak üzere tüm Ortadoğu’yu yakından ilgilendiriyor.
Gelişmenin arka planı: Savaşın eşiğinden müzakere masasına
ABD’nin 2018’de nükleer anlaşmadan (JCPOA) tek taraflı olarak çekilmesi ve İran’a yönelik “maksimum baskı” politikasını başlatması, tarafları savaşın eşiğine getirmişti. 2020’de General Kasım Süleymani’nin öldürülmesi ve ardından İran’ın nükleer programını hızlandırması, gerilimi tırmandırdı. Şimdi ise hem Washington hem de Tahran, yeni bir anlaşma zemini arıyor. Ancak Vaez, Trump’ın “anlaşma imzalanmak üzere” açıklamalarının gerçekçi olmadığını söylüyor. “Trump, bir yandan İran’a askeri seçenekle tehdit ediyor, diğer yandan anlaşma masasına oturuyor. Bu iki tutum birbiriyle çelişiyor” diyen Vaez, ABD Başkanı’nın iç siyasi hesaplar yüzünden bu açmazda olduğunu vurguluyor.
İran tarafı ise anlaşmaya olumlu yaklaşmakla birlikte, Batı’ya güvensizliğini koruyor. Dini Lider Hamaney, ABD ile doğrudan müzakerelere karşı çıksa da, dolaylı görüşmelere yeşil ışık yaktı. Umman ve Katar’ın arabuluculuğunda yürütülen bu görüşmelerde henüz somut bir ilerleme kaydedilemedi. Vaez’e göre anlaşmanın kilit noktalarından biri, İran’ın uranyum zenginleştirme düzeyi ve balistik füze programı. ABD, İran’ın nükleer faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, İran ekonomik yaptırımların tamamen kaldırılmasını şart koşuyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Petrol fiyatları ve İsrail faktörü
ABD-İran anlaşmazlığı, küresel enerji piyasalarını doğrudan etkiliyor. Herhangi bir askeri çatışma, petrol fiyatlarını rekor seviyelere taşıyabilir. Mevcut durumda bile, Hürmüz Boğazı’nın güvenliği ve İran’ın petrol ihracatına yönelik yaptırımlar, arz-talep dengesini bozuyor. Anlaşma sağlanırsa, İran’ın petrol ihracatının artması bekleniyor; bu da fiyatları aşağı çekebilir. Ancak anlaşma sağlanamazsa, ABD’nin askeri müdahale olasılığı yeniden gündeme gelebilir. Bölge ülkeleri, özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, İran’ın nükleer silah sahibi olmasından endişe ediyor. Öte yandan İsrail, ABD’ye anlaşma yapmaması yönünde baskı yapıyor. Netanyahu yönetimi, İran’ın nükleer tesislerine yönelik “önleyici saldırı” seçeneğini hâlâ masada tutuyor. Bu durum, bölgede topyekûn bir savaş riskini artırıyor.
Avrupa Birliği, JCPOA’nın yeniden canlandırılması için çaba gösteriyor ancak ABD’nin tutumu ve İran’ın yeni talepleri bu çabaları zorlaştırıyor. Fransa, Almanya ve İngiltere, İran’ın nükleer faaliyetlerini sınırlandırması ve bölgesel istikrarı bozucu eylemlerden kaçınması karşılığında yaptırımların kademeli olarak kaldırılmasını öngören bir plan hazırladı. Ancak bu plan, hem Washington hem de Tahran tarafından henüz kabul edilmiş değil.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile ABD arasındaki bu çıkmazdan doğrudan etkileniyor. Birincisi, Türkiye enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran’dan ithal ediyor; yaptırımlar ve anlaşmazlık bu ticareti baltalıyor. İkincisi, savaş riski bölgedeki tüm dengeleri değiştirebilir: Suriye, Irak ve Kafkaslar’da yeni bir göç dalgası veya terör tehdidi oluşabilir. Üçüncüsü, anlaşma sağlanırsa Türkiye’nin İran ile ekonomik işbirliği artabilir; ancak sağlanamazsa Türkiye, ABD’nin yaptırım baskısı ile İran’a yakınlık arasında denge kurmak zorunda kalacak. Ankara, diplomatik kanalları açık tutarak her iki tarafı da ikna etmeye çalışıyor; ancak bu ince bir denge oyunu.