ABD Başkanı Donald Trump, 8 Nisan 2025 tarihinde yaptığı açıklamada, Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'a yönelik deniz ablukasını yeniden yürürlüğe koyduğunu ve Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğini “devraldığını” belirterek, bölgeden geçen gemilere ücret tarh edileceğini duyurdu. Trump, bu adımın İran'ın petrol ihracatını ve bölgesel nüfuzunu sınırlamak için atıldığını ifade ederken, karar uluslararası deniz hukuku ve ticaret yollarının güvenliği açısından geniş yankı uyandırdı. Başkan, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda, “İran ablukasını yeniden başlatıyoruz; bu isimlendirme, yalnızca İran gemilerini veya nükleer programını destekleyenleri durdurduğu için bu şekilde anılıyor” ifadelerini kullandı.
Gelişmenin arka planı: Yaptırımların yeniden canlandırılması
Trump yönetimi, 2018 yılında nükleer anlaşmadan (JCPOA) tek taraflı çekilmesinin ardından İran'a yönelik “maksimum baskı” politikasını benimsemişti. Ancak Joe Biden döneminde yaptırımların bir kısmı gevşetilmişti. Trump'ın son açıklaması, selefinin politikalarını tersine çevirerek eski sertliğe dönüşü işaret ediyor. Beyaz Saray'dan yapılan yazılı açıklamada, ablukanın İran Devrim Muhafızları Ordusu'na (IRGC) bağlı unsurların deniz ticaretini engelleme girişimlerine karşı bir “önleyici tedbir” olduğu belirtildi. Açıklamada ayrıca, Hürmüz Boğazı'ndaki deniz güvenliğinin sağlanması karşılığında uluslararası gemilerden “makul bir geçiş ücreti” alınacağı ifade edildi. Bu hamle, Trump'ın daha önce “ABD'nin boğazı koruma karşılığında müttefiklerinden ödeme alması gerektiği” yönündeki söylemlerini yansıtıyor.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Hürmüz Boğazı uluslararası suların bir parçasıdır ve herhangi bir ülkenin tek taraflı olarak burada egemenlik tesis etme hakkı yoktur” dedi. Bekayi, ABD'nin bu adımının bölgesel istikrarı tehdit ettiğini ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu vurguladı. İran, geçmişte de benzer yaptırımlara karşı Körfez'de misilleme amaçlı manevralar yapmış ve petrol tankerlerine el koyma gibi eylemlerde bulunmuştu. Bu kez de benzer bir karşılık vermesi bekleniyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Enerji güvenliği ve ticaret yolları
Dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı, stratejik önemi nedeniyle sık sık gerilimlere sahne oluyor. Trump'ın bu hamlesi, küresel enerji piyasalarında tedirginliğe yol açarken, Brent petrolün varil fiyatı kısa sürede yüzde 3 artışla 85 dolara yükseldi. Analistler, boğazda olası bir askeri gerilimin petrol fiyatlarını daha da yukarı çekebileceği uyarısında bulunuyor. Öte yandan Çin ve Hindistan gibi büyük petrol ithalatçıları, geçiş ücretinin maliyetlerini artıracağı endişesiyle Washington'a itiraz sinyalleri gönderdi. Avrupa Birliği ise konuya temkinli yaklaşarak, uluslararası hukuka uygun bir çözüm bulunması çağrısı yaptı. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını artırmasını memnuniyetle karşılarken, İran'a yönelik yeni yaptırımlar konusunda temkinli bir duruş sergiliyor.
Trump'ın bu adımı, aynı zamanda İran'ın nükleer programına ilişkin endişeleri yeniden alevlendirdi. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), son raporunda İran'ın uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 60'a yaklaştırdığını duyurmuştu. Yeni yaptırımların İran'ı müzakere masasına çekip çekmeyeceği belirsizliğini korurken, bazı uzmanlar bu tür baskıların tam tersi bir etki yaparak Tahran'ı daha agresif bir tutuma itebileceği görüşünde. Bölgedeki askeri hareketlilik de dikkat çekiyor; ABD Donanması'na bağlı iki uçak gemisi grubunun Körfez sularında konuşlandığı bildiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithal eden bir ülke olarak Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimden doğrudan etkileniyor. Petrol fiyatlarındaki artış, Türkiye'nin cari açığı ve enflasyonu üzerinde baskı yaratabilir. Ayrıca Türkiye, İran ile sınır komşusu olması nedeniyle bölgedeki istikrarsızlıktan güvenlik açısından da endişe duyuyor. Ankara, geçmişte ABD yaptırımlarına rağmen İran ile enerji ticaretini sürdürmeye çalışmış ancak zaman zaman Washington'ın baskısıyla karşılaşmıştı. Yeni abluka, Türkiye'nin enerji tedarik rotalarını çeşitlendirme çabalarını (Tanap, Karadeniz gazı gibi) daha da anlamlı kılarken, ABD ile ilişkilerde de yeni bir sınav alanı oluşturabilir. Bölgesel bir güç olarak Türkiye, Körfez'deki bu gelişmeyi yakından takip etmekte ve hem ticari hem diplomatik kanalları kullanarak çıkarlarını korumaya çalışmaktadır.