ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci dönemi, personel sirkülasyonu açısından ilk dönemine kıyasla çok daha çalkantılı geçiyor. Son verilere göre, Trump’ın ikinci döneminin ilk iki yılında görevden ayrılan üst düzey yetkili sayısı, ilk dönemin aynı dönemine göre yüzde 100’den fazla arttı. Aynı zamanda Senato onayı gerektiren atamaların sayısında da belirgin bir düşüş yaşandı. Bu durum, Beyaz Saray’ın karar alma mekanizmalarında istikrarsızlığa işaret ediyor.
Gelişmenin arka planı
Siyaset bilimci Kathryn Dunn Tenpas’ın verilerine göre, Trump’ın ikinci döneminin ilk iki yılında (Ocak 2025 – Ocak 2027) 29 üst düzey yetkili görevden ayrıldı. Oysa ilk dönemin aynı döneminde bu sayı 14’tü. Bu, yüzde 107’lik bir artış anlamına geliyor. İstifalar arasında Ulusal Güvenlik Danışmanı, İçişleri Bakanı, Sağlık Bakanı ve bir dizi yardımcı bakan yer alıyor. Ayrıca, Senato onayı gerektiren pozisyonlar için yapılan atama sayısı da 2025’te 63’e düştü; oysa ilk dönemin ilk iki yılında bu sayı 84’tü. Bu düşüş, Trump yönetiminin birçok kritik pozisyonu vekaleten veya geçici olarak doldurduğunu, dolayısıyla kurumsal hafızanın zayıfladığını gösteriyor.
Uzmanlar, yüksek istifa oranlarının Trump’ın yönetim tarzıyla yakından ilişkili olduğunu belirtiyor. Trump’ın ani kararları, sadakat testleri ve kamuoyu önünde yaptığı sert eleştiriler, üst düzey yetkililer arasında tükenmişliğe yol açıyor. Özellikle sağlık ve güvenlik alanlarında yaşanan istifalar, yönetimin kriz yönetimi kapasitesini sorgulatıyor. Örneğin, Sağlık Bakanı’nın istifasının ardından aylarca vekaleten yönetilen bakanlık, salgın hastalıkla mücadelede gecikmelere neden oldu.
Bölgesel ve küresel boyut
Trump yönetimindeki bu istikrarsızlık, ABD’nin uluslararası itibarını da zedeliyor. Müttefikler, sürekli değişen muhatap profili nedeniyle Washington’la istikrarlı diplomatik ilişkiler yürütmekte zorlanıyor. Özellikle NATO zirveleri ve iklim değişikliği konferanslarında ABD’nin sürekli farklı temsilcilerle katılması, güvenilirlik kaybına yol açıyor. Ayrıca, Senato onayı olmadan göreve başlayan büyükelçi ve bakan yardımcıları, kısa süre içinde ayrılınca, ABD’nin uzun vadeli stratejik planlaması yara alıyor. Çin ve Rusya gibi rakipler ise bu istikrarsızlığı kendi çıkarları için kullanıyor.
Öte yandan, yüksek personel devir hızı, ABD’de kamu yönetimine olan güveni de aşındırıyor. Siyasi atamaların ortalama görev süresi 18 aya inerken, kariyer diplomatları ve bürokratlar arasında moral düşüklüğü yaygın. Bu durum, sadece Trump yönetimine değil, ABD’nin kurumsal kapasitesine yönelik endişeleri de artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD ile ilişkilerinde sık sık muhatap bulma sorunu yaşıyor. Trump yönetimindeki yüksek istifa oranları, iki ülke arasındaki diplomatik temasların sürekliliğini olumsuz etkiliyor. Özellikle savunma ve enerji alanlarında yapılan görüşmelerde, sık değişen Amerikalı yetkililerle müzakere süreçleri sekteye uğruyor. Ayrıca, istikrarsız yönetim, ABD’nin Türkiye’ye yönelik politikalarında öngörülemezlik yaratıyor. Bu durum, Türkiye’nin alternatif ortaklıklar (Rusya, Çin) arayışını hızlandırabilir. Kısacası, Trump’ın personel sorunları, Türkiye-ABD ilişkilerinde bir fırsat penceresi açtığı kadar, riskler de barındırıyor.