İki insan hakları savunuculuk örgütü, Trump yönetiminin geçen yıl Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) üzerinde uygulamaya koyduğu yaptırımları engellemek için dava açtı. Örgütler, bu yaptırımların Filistin'le ilgili yürüttükleri çalışmalar üzerinde "dondurucu bir etki" yarattığını ve uluslararası hukuku ihlal ettiğini öne sürüyor. Dava, Çaramba günü New York Güney Bölgesi'nde bulunan bir federal mahkemeye sunuldu. Davacılar arasında yer alan İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ve Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU), yaptırımların hemen durdurulmasını talep ediyor. Trump yönetimi, ICC'yi ABD vatandaşları ve müttefiki İsrail üzerinde yargı yetkisi kullanmaya çalışmakla suçluyor.
Yaptırımların arka planı ve hukuki süreç
Eylül 2020'de Trump yönetimi, ICC'ye yönelik geniş çaplı yaptırımlar uygulamaya başlamıştı. Bu yaptırımlar, mahkemenin üst düzey yetkililerine vize kısıtlamaları ve ABD'deki mal varlıklarının dondurulmasını içeriyor. Yaptırımların hedefinde, dönemin ICC Başsavcısı Fatou Bensouda ve mahkemenin bazı üst düzey yargıçları vardı. Trump yönetimi, ICC'nin Afganistan'da ABD askerlerinin savaş suçu işlediği iddialarını soruşturmasına ve Filistin'de İsrail'in işgal politikalarını incelemesine sert tepki göstermişti. Yeni yönetim Joe Biden döneminde de yaptırımlar kısmen gevşetilse de, tamamen kaldırılmadı. HRW ve ACLU, yaptırımların ABD anayasasına ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu savunuyor. Dava dilekçesinde, yaptırımların örgütlerin ICC ile iş birliği yapma kabiliyetini ciddi şekilde kısıtladığı ve insan hakları belgeleme çalışmalarını sekteye uğrattığı belirtiliyor. Yaptırımların özellikle Filistin'de işlenen savaş suçları ve insan hakları ihlallerinin belgelenmesi sürecini olumsuz etkilediği ifade ediliyor.
Küresel ve bölgesel yankılar
Bu dava, ABD'nin uluslararası ceza adaleti mekanizmalarına yönelik geleneksel şüpheci tutumunun yeni bir aşaması olarak değerlendiriliyor. ABD, ICC Roma Statüsü'nü imzalamamış olsa da, mahkemenin çalışmalarına zaman zaman destek vermişti. Ancak Trump yönetimi döneminde bu destek tamamen düşmanlığa dönüştü. Biden yönetimi, yaptırımları tamamen kaldırmasa da, söylem düzeyinde ICC ile iş birliğine daha açık bir tutum sergiliyor. Avrupa Birliği ve birçok insan hakları örgütü, Trump'ın yaptırımlarını eleştirmiş ve ICC'nin bağımsızlığını tehdit ettiğini belirtmişti. Özellikle Filistin meselesi, yaptırımların odağındaki en kritik konulardan biri. ICC, 2019 yılında Filistin'de işlenen savaş suçları iddialarına ilişkin ön inceleme başlatmış, bu da İsrail ve ABD'nin sert tepkisine neden olmuştu. Davacı örgütler, yaptırımların Filistin'deki insan hakları ihlallerinin belgelenmesini engelleyerek, hesap verebilirlik mekanizmalarını zayıflattığını vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin de taraf olduğu uluslararası ceza adaleti sisteminin geleceği açısından önemli bir test niteliği taşıyor. Türkiye, ICC Roma Statüsü'ne taraf olmamakla birlikte, mahkemenin çalışmalarını prensipte desteklediğini açıklamıştır. ABD'nin ICC'ye yönelik yaptırımları, uluslararası hukuk sistemine yönelik bir meydan okuma olarak görülmektedir. Özellikle Filistin meselesi gibi Türkiye'nin yakından ilgilendiği bir konuda ICC'nin etkinliğinin kısıtlanması, Ankara'nın bölgesel adalet arayışını olumsuz etkileyebilir. Türkiye, Filistin'deki insan hakları ihlallerinin uluslararası mahkemelerde ele alınmasını desteklerken, ABD yaptırımlarının bu süreci sekteye uğratması endişe vericidir. Ayrıca, ABD'nin uluslararası kurumlara yönelik bu tür tek taraflı yaptırım politikaları, Türkiye'nin de zaman zaman karşılaştığı benzer uygulamaların meşruiyetini sorgulamaktadır. Sonuç olarak, davanın sonucu, ABD'nin uluslararası hukuka bağlılığının bir göstergesi olacak ve küresel adalet mekanizmalarının geleceğini etkileyecektir.