ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı'ndan geçen ticari kargolara yüzde 20 oranında bir geçiş ücreti getirme planından Salı günü itibarıyla vazgeçti. Planın açıklanmasından henüz 24 saat geçmeden geri adım atılması, Washington yönetimindeki karar alma süreçlerine dair soru işaretleri yaratırken, Trump'ın İran'a yönelik deniz ablukası politikasını sürdüreceği belirtildi. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, önerilen verginin yerine başka bir mekanizma üzerinde çalışılacağı ifade edildi ancak detay verilmedi.
Gelişmenin arka planı
Trump yönetimi, İran'ın nükleer programı ve bölgesel faaliyetlerine karşı 'maksimum baskı' stratejisi kapsamında, İran'ın enerji ihracatını hedef alan geniş çaplı bir deniz ablukası uyguluyor. Bu çerçevede, ABD Donanması ve müttefikleri, Basra Körfezi ile Umman Denizi arasındaki kritik geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı'nda devriye görevlerini artırmış durumda. Boğaz, küresel petrol arzının yaklaşık beşte birine ev sahipliği yapıyor ve geçiş güvenliği, dünya enerji piyasaları için hayati önem taşıyor.
Trump'ın pazartesi günü duyurduğu yüzde 20'lik geçiş ücreti planı, özellikle ABD'nin en yakın müttefikleri arasında şaşkınlık ve tepkiyle karşılanmıştı. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt gibi Körfez ülkeleri, bu tür bir verginin kendi ekonomilerine doğrudan darbe vuracağını ve bölgesel ticareti olumsuz etkileyeceğini belirtmişti. Avrupa Birliği de, uluslararası hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle planı eleştirmişti.
Analistlere göre, Washington'un bu kadar kısa sürede geri adım atması, hem iç siyasi hesaplamaları hem de uluslararası baskıyı yansıtıyor. ABD'de 2024 başkanlık seçimlerine hazırlanan Trump, İran konusunda sert bir duruş sergilemek isterken, ekonomik maliyeti yüksek bir adım atmaktan kaçınmış görünüyor. Öte yandan, deniz ablukasının süreceği yönündeki açıklamalar, Washington'un Tahran'a yönelik baskıyı farklı araçlarla sürdürme kararlılığını gösteriyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Hürmüz Boğazı'nın güvenliği, yalnızca İran ve ABD arasındaki gerilim değil, aynı zamanda küresel enerji arz güvenliği açısından da kritik bir konu. Boğaz, dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 30'unun geçtiği bir nokta; her gün yaklaşık 17 milyon varil petrol bu geçişi kullanıyor. Olası bir tıkanma, küresel petrol fiyatlarında ani ve ciddi yükselişlere yol açabilir.
İran ise, kendisine yönelik ablukayı delmek için çeşitli stratejiler geliştiriyor. Tahran yönetimi, son aylarda Çin ve Rusya ile deniz tatbikatlarını artırırken, yerli savunma sanayii yatırımlarıyla da askeri caydırıcılığını güçlendirmeye çalışıyor. Ayrıca, İran'ın Yemen'deki Husilere sağladığı askeri destek, Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik saldırıların artmasına neden olarak bölgedeki gerginliği tırmandırıyor.
Avrupa ve Asya'daki birçok ülke, İran'dan petrol ithalatını sürdürmek için ABD yaptırımlarını aşma yolları ararken, Çin ve Hindistan gibi enerji bağımlısı büyük ekonomiler, İran ile ticari ilişkilerini devam ettiriyor. Bu durum, Washington'un 'maksimum baskı' stratejisinin tam anlamıyla başarılı olmasını engelliyor ve bölgede çok kutuplu bir rekabeti körüklüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran ve Irak'tan karşılıyor; bu nedenle Hürmüz Boğazı'nın güvenliği ve İran'a yönelik yaptırımlar, Ankara'yı doğrudan ilgilendiriyor. ABD'nin ablukayı sürdürmesi, Türkiye'nin İran'dan doğal gaz ve petrol ithalatını zorlaştırabilir ve alternatif kaynak arayışını hızlandırabilir. Öte yandan, Türkiye'nin Rusya ve Katar ile geliştirdiği enerji iş birlikleri, bu tür krizlerde Ankara'nın elini güçlendiriyor. Bölgesel istikrarsızlık, Türkiye'nin güney sınırlarına yakın bir çatışma riskini artırırken, Ankara'nın hem ABD hem de İran ile dengeli bir diplomasi yürütmesini gerektiriyor.