ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin Güney Kore ile yürüttüğü geniş çaplı askeri tatbikatları sınırlandırma kararını savunarak, bu adımın iki nedeni olduğunu açıkladı: Kuzey Kore ile kurulan iyi ilişkiler ve Güney Kore'nin Hürmüz Boğazı'ndaki güvenlik misyonuna destek vermeyi reddetmesi. Trump'ın bu açıklamaları, Washington ile Seul arasında son dönemde yaşanan savunma paylaşımı ve bölgesel güvenlik iş birliği konularındaki anlaşmazlıkların gölgesinde geldi. Beyaz Saray'ın bu kararı, Kore Yarımadası'ndaki güç dengesini yeniden şekillendirebilecek kritik bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin Arka Planı
Trump, dün (24 Temmuz 2019) yaptığı açıklamada, ABD ve Güney Kore'nin ortak tatbikatlarının kapsamını azaltma kararını ilk kez resmi olarak duyurmuştu. Başkan, bu kararı Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile kurduğu sıcak ilişkilere bağlayarak, 'Sürekli olarak devasa tatbikatlar yaparak Kuzey Kore'yi rahatsız etmek istemiyoruz' ifadelerini kullanmıştı. Ancak bugün yaptığı yeni açıklamada, bu kararın arkasında bir başka gerekçenin daha yattığını itiraf etti: Güney Kore'nin, ABD öncülüğünde Hürmüz Boğazı'nda oluşturulan uluslararası deniz güvenliği koalisyonuna katılmaması. Trump, bu durumun ABD'nin savunma harcamalarında adaletsiz bir yük oluşturduğunu ve bunun tatbikat bütçelerine de yansıdığını ima etti.
Güney Kore yönetimi, Hürmüz Boğazı'na askeri katkı sağlamayacağını daha önce açıklamış, bunun yerine bölgeye bağımsız bir deniz gücü gönderme seçeneğini değerlendirdiğini belirtmişti. Ancak Trump'ın bugünkü açıklamaları, bu konudaki rahatsızlığın sadece diplomatik düzeyde kalmadığını, askeri iş birliği bağlılıklarını da etkilediğini gösteriyor. ABD ve Güney Kore arasındaki Savunma Paylaşımı Anlaşması (SMA) müzakerelerinin de bu yıl sonunda yapılması bekleniyor.
Uzmanlar, Trump'ın bu kararının Kuzey Kore ile yürütülen nükleer diplomasi sürecinin bir parçası olduğunu, ancak aynı zamanda müttefikler arasındaki güven bunalımını derinleştirebileceğini belirtiyor. Özellikle Japonya, bu gelişmeyi dikkatle izliyor; çünkü Tokyo, ABD'nin müttefiklere yönelik güvenlik taahhütlerinde azalma yaşanmasından endişe duyuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Kore Yarımadası'ndaki askeri denge, ABD-Güney Kore ittifakının caydırıcılık kapasitesine dayanıyor. Tatbikatların kapsamının daraltılması, Kuzey Kore'nin askeri avantaj elde etmesine yol açabilir. Ancak Başkan Trump, bu kararın Kuzey Kore'nin füze testlerini durdurması ve nükleer silahlardan arındırma müzakerelerinin ilerlemesi için bir teşvik olduğunu savunuyor. Bu yaklaşım, Washington'da hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi çevrelerden eleştiri alıyor; özellikle ABD Savunma Bakanlığı yetkilileri, tatbikatların askeri hazırlık açısından vazgeçilmez olduğunu vurguluyor.
Diğer yandan, Trump'ın Hürmüz Boğazı ile ilgili söylemi, ABD'nin İran'a yönelik 'maksimum baskı' politikasının bir uzantısı olarak görülüyor. Güney Kore'nin bu koalisyona katılmaması, ABD'nin müttefiklerini kendi çıkarları için harekete geçirme konusunda zorlandığının bir işareti. Bu durum, Orta Doğu'daki güvenlik dinamiklerini de etkileyebilir; çünkü Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin beşte birinin geçtiği stratejik bir su yolu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin Güney Kore'ye yönelik tutumu, Türkiye'nin S-400 hava savunma sistemi alımı ve F-35 programından çıkarılması sürecinde yaşadığı benzer bir ikilemi akla getiriyor. Washington'un müttefiklerine yönelik 'ödül-ceza' politikası, savunma iş birliklerini doğrudan etkiliyor. Türkiye, ABD'nin bu tür kararlarını yakından izlemeli; çünkü tatbikat kısıtlamaları veya askeri destek koşulları, NATO içindeki ittifak dayanışmasını zayıflatabilir. Ayrıca, Trump'ın Hürmüz Boğazı konusunda Güney Kore'ye yönelik suçlaması, Türkiye'nin bölgedeki enerji güvenliği politikalarıyla çelişen bir dayatma olarak algılanabilir. Türkiye, bu gelişmeleri kendi savunma stratejilerini çeşitlendirme ve uluslararası iş birliklerinde denge gözetme açısından bir uyarı olarak görebilir.