ABD'nin küresel efektif gümrük tarifesi %10,0 seviyesine ulaştı. Eski Başkan Donald Trump'ın başlattığı ve halefi Joe Biden döneminde de büyük ölçüde sürdürülen tarife politikaları, Amerika'nın ithalat üzerinden aldığı ortalama vergiyi son yılların en yüksek seviyesine taşıdı. Bu oran, ülkeye giren tüm mallar üzerinden alınan gümrük vergilerinin ağırlıklı ortalamasını yansıtıyor ve küresel ticaret savaşlarının somut bir göstergesi olarak öne çıkıyor.
Tarifelerin Arka Planı ve Kapsamı
Trump yönetimi 2018'de çelik ve alüminyum ithalatına yüzde 25 ve yüzde 10 oranında ek gümrük vergileri getirerek ticaret savaşlarını alevlendirmişti. Ardından Çin'e yönelik 300 milyar doları aşan ürün grubunda tarifeler yüzde 25'e kadar çıkarıldı. Avrupa Birliği'nden gelen otomobillere ve diğer ürünlere yönelik tehditler de zaman zaman gündeme geldi. Biden yönetimi, Çin'e yönelik tarifelerin büyük bölümünü korurken elektrikli araçlar, güneş panelleri ve yarı iletkenler gibi stratejik sektörlerde ek vergiler getirdi. Böylece efektif tarife oranı %10,0'a ulaştı; bu, 1990'lardan bu yana en yüksek seviye olarak kayıtlara geçti.
Halen yürürlükte olan tarifeler, yalnızca Çin'i değil, AB, Kanada, Meksika, Japonya ve Türkiye gibi müttefikleri de kapsıyor. Çelik ve alüminyumda uygulanan ek vergiler, bu ülkelerden yapılan ihracatı doğrudan etkiliyor. Ayrıca, Section 301 kapsamında Çin menşeli binlerce üründe yüksek oranlı vergiler devam ediyor.
Trump'ın tarifeleri, ABD'de tüketici fiyatlarını yukarı çekerek enflasyonist baskı yaratıyor. Ekonomistler, bu vergilerin ithalatçı firmalar tarafından maliyetlere yansıtıldığını ve nihai olarak Amerikalı tüketicinin daha yüksek fiyat ödediğini belirtiyor. Örneğin, çamaşır makinesi fiyatlarında tarifeler sonrası belirgin artışlar gözlendi. Benzer şekilde, otomotiv ve elektronik ürünlerde de maliyet artışları yaşandı.
Küresel ve Bölgesel Etkiler
ABD'nin efektif tarife oranının %10'a çıkması, küresel ticaret hacmini daraltıcı bir etki yapıyor. Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) verilerine göre, 2019'da küresel mal ticareti hacmi %0,1 azalmıştı; bu düşüşte tarife artışlarının payı büyüktü. Tarifeler, tedarik zincirlerinin yeniden şekillenmesine yol açtı. Birçok ABD'li şirket, Çin'den ithalatını azaltarak Vietnam, Hindistan, Meksika gibi alternatif ülkelere yöneldi. Ancak bu ülkelerden yapılan ithalat da zaman zaman tarife tehdidiyle karşılaşıyor. Örneğin, Vietnam'a yönelik kur manipülasyonu suçlamaları ve olası tarifeler gündeme geldi.
AB için durum daha karmaşık. ABD, Avrupa'dan gelen otomobillere yönelik tarife tehdidini sürdürüyor. Her ne kadar geçici bir ateşkes sağlansa da, AB'nin çelik ve alüminyum ihracatı halen ek vergilere tabi. AB, DTÖ'de ABD aleyhine davalar açtı ve karşı önlemler aldı. Bu durum, transatlantik ticaret ilişkilerini gerginleştiriyor.
Çin ise tarifelere karşılık olarak ABD ürünlerine ek vergiler getirdi ve yuan'ı devalüe ederek ihracatını desteklemeye çalıştı. Ticaret savaşı, iki ülke arasında yatırım ve teknoloji transferini de olumsuz etkiledi. Bazı analistler, tarifelerin uzun vadede küresel büyümeyi yavaşlatacağını ve yeni bir soğuk savaş dinamizmi yaratacağını öne sürüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD'nin çelik ve alüminyum tarifelerinden doğrudan etkilenen ülkeler arasında. 2018'de ABD, Türkiye'den çelik ithalatına yüzde 50, alüminyuma yüzde 20 ek vergi getirmişti. Bu tarifeler, Türk ihracatçısına yıllık yaklaşık 500 milyon dolar kayıp yaşattı. Ayrıca, Türkiye'nin ABD ile 100 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefi, tarifeler nedeniyle sekteye uğradı. Türkiye, DTÖ nezdinde itirazlarını sürdürüyor ve bazı ürünlerde muafiyet sağlamayı başardı. Ancak, küresel tarife artışları Türk ekonomisi için risk oluşturuyor: TL üzerindeki baskı, ihracat pazarlarındaki daralma ve tedarik zinciri maliyetleri. Türkiye'nin, tarife duvarlarına karşı pazar çeşitlendirmesi ve yerli üretimi teşvik edici politikalar izlemesi kritik önem taşıyor.