ABD Başkanı Donald Trump, seçim kampanyalarında ve kamuoyu önünde yaptığı konuşmalarda sık sık "tarihin en iyi ekonomisini" yarattığını iddia ediyor. Ancak ekonomik veriler, bu söylemin abartılı olduğunu ve ekonominin aslında birçok alanda beklentilerin gerisinde kaldığını gösteriyor. Trump döneminde işsizlik oranları düşük seyretse de, büyüme hızı, ücret artışları, enflasyon ve gelir eşitsizliği gibi temel göstergeler, Başkan'ın övündüğü tablodan oldukça uzak. Özellikle 2020'deki Kovid-19 pandemisi sonrası ekonomide yaşanan daralma, Trump'ın "en iyi ekonomi" söylemini daha da tartışmalı hale getirdi.
Ekonomik Göstergeler Trump'ı Doğruluyor mu?
Trump'ın göreve geldiği 2017'den bu yana ABD ekonomisi, bazı alanlarda gerçekten de olumlu sinyaller verdi. İşsizlik oranı, 2017'de %4,7 iken 2019 sonunda %3,5'e kadar geriledi. Bu, 50 yılın en düşük seviyesiydi. Ayrıca, borsa endeksleri rekor seviyelere ulaştı. Ancak bu iyileşmelerin arkasında, Obama döneminde başlatılan ekonomik toparlanmanın devam etmesi ve büyük ölçüde Fed'in faiz politikaları yatıyordu. Trump'ın 2017'de yürürlüğe koyduğu vergi indirimleri, kısa vadeli bir canlanma yaratsa da, uzun vadede bütçe açığını 1 trilyon doların üzerine çıkardı.
Öte yandan, GSYH büyüme hızı Trump'ın vaat ettiği %4'lük hedefe ulaşamadı. 2018'de %3,0 olan büyüme, 2019'da %2,2'ye, 2020'de pandemi nedeniyle -%3,5'e geriledi. Ortalama ücret artışları ise enflasyonun altında kaldı. Özellikle alt gelir gruplarının reel ücretleri neredeyse hiç artmadı. Gelir eşitsizliği, Trump döneminde daha da derinleşti. En zengin %1'lik kesimin milli gelirden aldığı pay artarken, orta sınıfın payı daraldı. Ticaret savaşları da ekonomik belirsizliği artırdı: Çin ile başlatılan tarife savaşları, Amerikan çiftçilerine ve imalat sanayine zarar verdi.
Küresel Ekonomiye Etkileri ve Karşılaştırmalar
Trump'ın ekonomik politikaları sadece ABD'yi değil, tüm dünyayı etkiledi. Korumacı ticaret önlemleri, küresel ticaret hacmini daralttı ve Dünya Ticaret Örgütü'nün itibarını zedeledi. Ayrıca, ABD Merkez Bankası Fed'in faiz politikaları, gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışına neden oldu. Trump, faiz indirimleri konusunda Fed'e sürekli baskı yaparak bağımsız merkez bankacılığı ilkesini sarstı. Bu durum, özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde döviz kuru istikrarsızlığını artırdı. Aynı dönemde, ABD'nin büyüme hızı, Çin ve Hindistan gibi gelişmekte olan ekonomilerin gerisinde kaldı. Tüm bu veriler, Trump'ın "en iyi ekonomi" söyleminin siyasi bir retorikten ibaret olduğunu ve gerçeklerle örtüşmediğini ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD ekonomisindeki bu çelişkili tablo, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için önemli ipuçları barındırıyor. Trump'ın uyguladığı agresif vergi indirimleri ve korumacı ticaret politikaları, küresel sermaye akımlarını yönlendirerek Türkiye gibi ülkelerde döviz kuru ve enflasyon baskısını artırdı. Ayrıca, ABD'nin faiz politikalarındaki belirsizlik, Türk Lirası'nın değer kaybını hızlandırdı. Türkiye, kendi ekonomik istikrarını sağlamak için sadece iç politikalara değil, aynı zamanda küresel gelişmelere karşı da dayanıklı bir yapı oluşturmalıdır. Bu dönemde Türkiye'nin, üretim ve ihracata dayalı büyüme modeliyle, dış şoklara karşı direnci artırması kritik önem taşıyor.