ABD Başkanı Donald Trump, Cuma günü yaptığı açıklamada, Cornell Üniversitesi'nden atılan ve federal suçlamalarla karşı karşıya olan yedi öğrenci için "adil bir yargılanma şansı bulamayacaklarını" söyledi. Cornell Seven olarak bilinen grup, üniversite kampüsünde antisemitik içerikli mesajlar paylaşmakla suçlanıyor. Trump'ın açıklaması, kendisini sık sık mağdur olarak gösterme eğiliminin bir devamı olarak yorumlandı.
Trump'ın açıklamaları ve tepkiler
Trump, Beyaz Saray'da gazetecilere yaptığı açıklamada, "Bu gençlerin hayatları mahvediliyor. Adil bir yargılanma şansı bulamayacaklar. Bu ülkede adalet sistemi ikiye ayrılmış durumda" dedi. Trump, suçlamaların siyasi motivasyonlu olduğunu ima etti. Ancak ne Trump ne de ekibi, suçlamaların arkasındaki kanıtlar hakkında herhangi bir ayrıntı paylaşmadı.
Cornell Seven, geçtiğimiz ay üniversite yönetimi tarafından kampüsten uzaklaştırılmış, ardından federal savcılar tarafından nefret suçu ve komplo iddiasıyla suçlanmıştı. Grup üyelerinin avukatları, suçlamaların asılsız olduğunu ve müvekkillerinin ifade özgürlüğü kapsamında hareket ettiğini savunuyor. Cornell Üniversitesi ise yaptığı yazılı açıklamada, "Kampüsümüzde nefret söylemine ve antisemitizme kesinlikle müsamaha gösterilmeyecektir" ifadelerine yer verdi.
Benzer bir söylem: Trump'ın mağduriyet anlatısı
Trump'ın bu açıklaması, siyasi kariyeri boyunca sık sık başvurduğu bir stratejiyi hatırlatıyor: Kendisini ve destekçilerini "sistemin kurbanı" olarak göstermek. Özellikle 2020 seçimlerini kaybettikten sonra "seçim çalındı" iddialarını defalarca dile getiren Trump, hakkında açılan ceza davalarında da kendisini "siyasi cadı avı"nın hedefi olarak tanımlamıştı. Bu kez de benzer bir şekilde, suçlanan öğrenciler için "adil yargılanma" vurgusu yaparak, yargı sistemine olan güvensizliği körüklüyor.
Hukuk uzmanları, Trump'ın açıklamalarının yargı bağımsızlığına müdahale anlamı taşıyabileceği uyarısında bulunuyor. Columbia Üniversitesi'nden anayasa hukuku profesörü Sarah Cleveland, "Başkan'ın devam eden bir ceza davası hakkında yorum yapması, sanıkların adil yargılanma hakkını zedeleyebilir. Bu tür açıklamalar, jüri üyelerini etkileme potansiyeli taşır" dedi.
Öte yandan, Cornell Seven davası, ABD'de kampüslerde artan antisemitizm ve İslamofobi tartışmalarının bir parçası olarak görülüyor. İsrail-Hamas savaşının ardından üniversite kampüslerinde yaşanan gerilim, birçok öğrencinin disiplin soruşturmalarına ve hatta sınır dışı edilme tehditleriyle karşılaşmasına yol açtı. Trump yönetimi, göreve geldiğinden bu yana Filistin yanlısı protestolara katılan öğrencilere karşı sert bir tutum sergiliyor ve bazı durumlarda vizelerini iptal ediyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
ABD'de yaşanan bu gelişme, dünya genelinde ifade özgürlüğü ve akademik özgürlük tartışmalarını yeniden alevlendirebilir. Avrupa'da da benzer şekilde, Gazze savaşı sonrası üniversitelerde protestolar yasaklanmış, öğrenciler gözaltına alınmıştı. Trump'ın açıklamaları, otoriter eğilimleri güçlendirerek diğer ülkelerdeki baskıcı rejimlere de cesaret verebilir. Uluslararası Af Örgütü, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, "ABD'de adil yargılanma ve ifade özgürlüğü standartlarının erozyona uğraması, küresel ölçekte insan hakları savunucularını endişelendiriyor" dedi.
Ayrıca, ABD'nin Orta Doğu politikası ve İsrail'e verdiği koşulsuz destek, bu tür davaların arka planında önemli bir faktör. Trump'ın antisemitizmle mücadele adı altında Filistin yanlısı sesleri susturma çabaları, Avrupa'da da yankı buluyor. Almanya ve Fransa gibi ülkelerde benzer yasalar tartışılıyor. Bu durum, transatlantik ilişkilerde yeni gerilimlere yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'de yaşanan bu gelişme, Türkiye'yi doğrudan ilgilendirmese de küresel ifade özgürlüğü ve adil yargılanma standartları açısından önemli bir emsal teşkil ediyor. Türkiye, uzun süredir terörle mücadele kapsamında benzer eleştirilerle karşılaşıyor. ABD'de bir başkanın yargı sürecine müdahale eder görünmesi, Türkiye'nin yurt dışındaki imajını savunmak için kullandığı "çifte standart" argümanını güçlendirebilir. Ayrıca, ABD'deki antisemitizm tartışmaları, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği destek bağlamında yeni bir jeopolitik denge unsuru olabilir. Washington'ın iç politik kaygılarla attığı adımlar, Ankara'nın bölgesel hamlelerini etkileyebilir.