ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı geniş kapsamlı açıklamalarda Çin'in 2020 başkanlık seçimlerine müdahale ettiğini öne sürerken, Pekin yönetimine yönelik herhangi bir yaptırım veya cezai tedbir uygulanmayacağını ima etti. Bu stratejik eksiklik, Trump yönetiminin Çin Devlet Başkanı Xi Jinping'in önümüzdeki iki ay içinde ABD'ye yapması beklenen devlet ziyareti öncesinde kırılgan bir ateşkesi sürdürme arzusunu gözler önüne seriyor. Beyaz Saray, seçim güvenliği konusunda sert bir dil kullanmasına rağmen, ticaret savaşı ve teknoloji rekabeti gibi hassas konularda gerilimi artırmaktan kaçınıyor. Uzmanlar, Trump'ın bu tutumunu, Xi ile Washington'da yapılacak görüşmelerden somut kazanımlar elde etme hedefine bağlıyor.
Trump'ın Söylemi ile Eylemi Arasındaki Çelişki
Başkan Trump, seçimlere yabancı müdahaleyi soruşturan bir kongre oturumunda yaptığı konuşmada, "Çin, 2020 seçimlerinde bana karşı her türlü oyunu oynadı" ifadelerini kullandı. Ancak konuşmasında Pekin'e yönelik herhangi bir ekonomik yaptırım, vize kısıtlaması veya diplomatik cezadan söz etmedi. Beyaz Saray sözcüsü, konuyla ilgili soruları yanıtsız bırakırken, Trump yönetiminin Çin ile ilgili daha önce aldığı sert önlemlerin (Huawei yasağı, ticaret tarifeleri) devam ettiğini ancak yeni bir adım atılmayacağını sinyallerini verdi.
Bu tutum, Trump'ın Çin politikasında bir paradoksa işaret ediyor: Seçim kampanyalarında Çin karşıtı söylemleri artırırken, Xi ile kişisel diplomasiyi koruma çabası. 2019'da imzalanan Birinci Aşama Ticaret Anlaşması'ndan bu yana iki ülke arasındaki ticaret hacmi belirli bir dengede seyrediyor. Ancak teknoloji transferi, fikri mülkiyet hakları ve Güney Çin Denizi gibi konularda tansiyon düşmüş değil. Trump'ın seçim müdahalesi iddiasını bir pazarlık kozu olarak kullanmak istediği, Xi ile görüşmede tarifeleri düşürme veya TikTok'un ABD işini satın alması gibi konularda ilerleme sağlamayı umduğu belirtiliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-Çin ilişkilerindeki bu hassas denge, yalnızca iki ülkeyi değil, tüm küresel sistemi etkiliyor. Trump'ın Pekin'e yönelik yumuşak tavrı, Asya-Pasifik bölgesindeki müttefikleri (Japonya, Güney Kore, Avustralya) rahatsız ediyor. Bu ülkeler, ABD'nin Çin karşısında geri adım atması halinde kendi güvenliklerinin tehlikeye gireceğinden endişe ediyor. Öte yandan, Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında Asya'da artan etkisi, ABD'yi bölgede ekonomik ve askeri varlığını artırmaya zorluyor. Xi'nin ABD ziyareti, ticaret, iklim değişikliği ve Kuzey Kore nükleer programı gibi ortak endişeleri ele almak için bir fırsat olarak görülüyor. Ancak Trump'ın seçim müdahalesi suçlamalarını bir pazarlık taktiği olarak kullanması, görüşmelerin gergin geçmesine neden olabilir.
Küresel ekonomide ise iki süper güç arasındaki her gerilim, tedarik zincirlerinde dalgalanmalara ve yatırımcı güveninde azalmaya yol açıyor. Trump'ın Xi ziyareti öncesi Çin'e yeni yaptırım uygulamaktan kaçınması, piyasalar tarafından olumlu karşılandı. Ancak uzun vadede, 2024 ABD seçimleri yaklaşırken Trump'ın Çin karşıtı söylemlerini artırması ve seçim sonrası daha agresif bir politika izlemesi bekleniyor. Bu da ABD-Çin rekabetinin yeni bir aşamaya girebileceği anlamına geliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD-Çin arasındaki gerilimlerden doğrudan etkilenmese de, küresel ticaret savaşlarının yansımalarını hissediyor. Trump'ın Xi ile kırılgan ateşkesi sürdürmesi, kısa vadede Çin'den yapılan ithalatta (özellikle savunma sanayi yedek parçaları ve elektronik) herhangi bir kesinti olmayacağı anlamına geliyor. Ancak orta vadede, ABD'nin Türkiye'ye yönelik CAATSA yaptırımları ve F-35 programından çıkarılması gibi konularda Çin ile ilişkileri bir koz olarak kullanması mümkün. Ayrıca, Çin'in Kuşak ve Yol projelerinde Türkiye'nin Orta Koridor girişimiyle rekabet eden hatları, Türkiye'nin bölgesel ticaret merkezi olma hedefini zorlaştırabilir. Türk diplomatları, ABD-Çin dengesini dikkatle izleyerek hem Washington hem Pekin'le ilişkileri optimize etmeye çalışıyor.