ABD ile İran arasında yeniden alevlenen çatışmalar, küresel ekonomide belirsizliğe yol açtı. Uzmanlar, Başkan Donald Trump'ın barış anlaşmasındaki muğlak bir maddenin Hürmüz Boğazı'nda anarşiye neden olduğunu belirtiyor. Boğazdan geçen petrol tankerlerine yönelik saldırılar, enerji piyasalarında dalgalanmalara yol açarken, uluslararası toplum bu krizin nasıl yönetileceğini tartışıyor. Maira Butt’a konuşan analistler, tarafların boğazın güvenliğini sağlamak için müzakere masasına dönmesi gerektiğini vurguluyor.
Anlaşmadaki muğlak madde ve tırmanan gerilim
Trump yönetimi ile Tahran arasında 2020 yılında imzalanan barış anlaşması, Hürmüz Boğazı'ndaki seyrüsefer serbestisini garanti altına alan belirsiz ifadeler içeriyordu. “Makul güvenlik önlemleri” gibi tanımlanmamış kavramlar, her iki tarafın da kendi çıkarına yorumlamasına olanak tanıdı. İran, anlaşmanın kıyı devletlerine boğazda denetim yetkisi verdiğini savunurken, ABD ise uluslararası hukukun üstünlüğünde ısrar ediyor. Bu yorum farkı, son haftalarda İran devrim muhafızlarının Amerikan ticaret gemilerine el koymasıyla fiili çatışmaya dönüştü. Pentagon, bölgeye ek savaş gemileri konuşlandırırken, İran ise yeni mayın döşeme operasyonları başlattı.
Küresel enerji arzına yönelik tehdit
Dünya ham petrolünün yaklaşık %20'sinin geçtiği Hürmüz Boğazı'ndaki istikrarsızlık, petrol fiyatlarında yüzde 15'lik bir artışa neden oldu. Asya ve Avrupa'daki rafineriler alternatif tedarik yolları ararken, Suudi Arabistan ve BAE gibi Körfez ülkeleri üretimi artırma kararı aldı. Ancak uzmanlar, mevcut altyapının boğazın kapanması durumunda talebi karşılayamayacağını belirtiyor. Uluslararası Enerji Ajansı, acil durum stoklarının açılabileceğini ancak bunun geçici bir çözüm olduğunu ifade ediyor. Bu belirsizlik, küresel resesyon korkularını yeniden alevlendirdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithal eden bir ülke olarak Hürmüz Boğazı’ndaki krizden doğrudan etkileniyor. Petrol fiyatlarındaki artış, cari açığı büyütecek ve enflasyonu körükleyecektir. Ayrıca Türk bandıralı gemilerin boğazdan geçişi risk altında. Ankara, hem Tahran hem de Washington ile diyalog kanallarını açık tutarak arabuluculuk rolü üstlenebilir. Ancak NATO üyesi olarak ABD’nin olası bir askeri müdahalesine destek vermesi durumunda İran ile ilişkileri daha da gerilebilir. Bu kriz, Türkiye’nin enerji kaynaklarını çeşitlendirme ve Doğu Akdeniz’deki kendi doğal gaz arama faaliyetlerini hızlandırma ihtiyacını bir kez daha ortaya koyuyor.