Ünlü istatistikçi ve seçim analisti Nate Silver'a göre, Amerika Birleşik Devletleri'nde kamuoyu ve medya, Donald Trump'ı artık siyasetin merkez figürü olarak görmüyor ve ondan uzaklaşma eğiliminde. Silver, Trump'ın ikinci başkanlık dönemiyle ilgili haberlerin büyük ölçüde hata ve aksiliklere odaklandığını, bunun da onu ciddiye alma isteğinin azaldığını ve ilginin başka yönlere kaydığını gösterdiğini savunuyor. Bu değerlendirme, başkanlık yarışından çekilmesine rağmen Trump'ın gölgesinin siyasi tartışmaları domine ettiği bir dönemde, Amerikan siyasetinde bir dönüm noktasına işaret ediyor olabilir.
Gelişmenin arka planı
Nate Silver, blog yazısında ve çeşitli röportajlarında, Trump'ın ikinci dönemine ilişkin haber kapsamının, ilk dönemine kıyasla belirgin bir şekilde farklı olduğunu belirtiyor. İlk döneminde Trump'ın her tweet'i, her açıklaması ve her tartışması günlerce manşetlerde yer alırken, şimdi haberler daha çok onun yönetimindeki aksaklıklara, personel değişikliklerine ve yanlış adımlara odaklanıyor. Silver'a göre bu durum, medyanın ve dolayısıyla kamuoyunun Trump'ı artık tehdit olarak görmediğini veya onun söylemlerine eskisi kadar önem vermediğini gösteriyor. Bu, muhalefet partisi ve medya için bir rahatlama anlamına gelse de, aynı zamanda demokratik süreçte hesap verebilirlik açısından endişe verici bir gelişme olarak yorumlanabilir; zira bir başkanın eylemlerinin artık daha az mercek altında olması, denetim mekanizmalarının zayıflamasına yol açabilir.
Anket verilerine de atıfta bulunan Silver, Trump'ın onay oranlarının düşük seyrettiğini ve seçmenlerin öncelikleri arasında Trump'ın gündeminin artık ilk sıralarda olmadığını belirtiyor. Enflasyon, sağlık hizmetleri ve dış politika gibi konular, seçmenlerin gündeminde Trump'ın kişisel meselelerinden daha ön planda. Bu durum, siyasi partilerin ve adayların 2026 ara seçimleri ve sonrası için stratejilerini yeniden gözden geçirmelerine yol açıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Trump'ın ABD siyasetindeki azalan etkisi, sadece iç politika açısından değil, küresel ölçekte de önemli sonuçlar doğurabilir. Trump'ın başkanlığı sırasında ABD'nin uluslararası ittifaklara yaklaşımı, ticaret savaşları ve göç politikaları dünya genelinde yankı bulmuş; bu politikalardaki belirsizlikler, özellikle Avrupa ve Asya'daki müttefikleri tedirgin etmişti. Eğer Trump artık siyasi bir güç olarak zayıflıyorsa, bu durum ABD'nin dış politikada daha öngörülebilir bir çizgiye dönmesine kapı aralayabilir. Ancak, Trump'ın etkisinin azalması, onun destekçileri arasında hayal kırıklığına ve radikalleşmeye yol açabilir; bu da toplumsal kutuplaşmayı derinleştirebilir. Ayrıca, uluslararası alanda ABD'nin güvenilirliği ve istikrarı konusundaki algıları değişebilir. Diğer ülkeler, ABD'nin gelecekteki başkanlarının da benzer popülist ve öngörülemez politikalar izleyebileceği endişesiyle uzun vadeli planlarını şimdiden bu olasılığa göre şekillendirmek zorunda kalabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD ile ilişkilerinde Trump döneminde inişli çıkışlı bir seyir izlemişti. Trump'ın etkisinin azalması, Türkiye'nin ABD ile ilişkilerinde daha öngörülebilir bir döneme girilmesine işaret edebilir. Ancak, bu durum Türkiye'nin lehine değil, aleyhine de sonuçlar doğurabilir; zira Trump yönetimi, Türkiye'ye yönelik bazı konularda (örneğin S-400 krizi) sert bir tutum sergilememişti. Yeni dönemde, ABD'nin geleneksel diplomatik kanallara dönmesi, Türkiye ile ilişkilerde daha fazla müzakere ve diyalog anlamına gelebilir; ancak aynı zamanda Kongre'nin Türkiye karşıtı tutumunun güçlenmesine de yol açabilir. Bu nedenle, Türkiye'nin ABD ile ilişkilerinde temkinli bir iyimserlik söz konusu olabilir; ancak gelişmeler yakından takip edilmelidir.