ABD Başkanı Donald Trump, 2018 yılı kasım ayında yapılacak ara seçimler öncesinde, İki Partili Seçim Komisyonu'nun (EAC) kalan tüm üyelerini görevden aldı. ProPublica'nın haberine göre, komisyonun dört üyesinden ikisi zaten boş pozisyonlardı; kalan iki üye ise Trump tarafından geçtiğimiz günlerde görevden alındı. Bu hamle, komisyonun karar yeter sayısını ortadan kaldırdı ve EAC'yi fiilen işlemez hale getirdi. Uzmanlar, bu durumun 2020 başkanlık seçimleri öncesinde seçim güvenliği ve oy verme süreçlerine ilişkin düzenlemelerin aksamasına yol açabileceği uyarısında bulunuyor.
Gelişmenin Arka Planı: EAC ve Seçim Güvenliği
İki Partili Seçim Komisyonu, 2002 yılında çıkarılan Help America Vote Act (HAVA) ile kurulmuş bir federal kurumdur. Komisyonun temel görevleri arasında seçim teknolojileri için standartlar belirlemek, oy kullanma makinelerini test etmek ve eyaletlere seçim güvenliği konusunda rehberlik sağlamak yer alıyor. EAC, dört üyeden oluşur ve her iki büyük partiden ikişer üye atanır. Karar alabilmesi için en az üç üyenin toplantıda bulunması ve oy çokluğu sağlaması gerekiyor.
Trump'ın aldığı bu karar, komisyonun çalışmalarını durma noktasına getirdi. Komisyonun son üyeleri olan Thomas Hicks (Demokrat) ve Christy McCormick (Cumhuriyetçi) de görevden alınınca, EAC tam anlamıyla bir yönetim boşluğuna düştü. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, bu adımın "komisyonun daha verimli çalışması" için atıldığı öne sürülse de, eleştirmenler bu hamlenin seçim güvenliğini zayıflatmaya yönelik bir girişim olduğunu savunuyor. Özellikle, Rusya'nın 2016 seçimlerine müdahale ettiği yönündeki istihbarat raporları sonrası seçim güvenliği konusu ABD'de en sıcak tartışma başlıklarından biri haline gelmişti.
ProPublica'nın haberine göre, Trump yönetimi daha önce de EAC'yi etkisiz hale getirmeye yönelik adımlar atmıştı. 2017 yılında, komisyonun bütçesi kesilmiş ve personel sayısı azaltılmıştı. Bu yeni hamleyle birlikte, komisyonun seçim güvenliği konusunda herhangi bir düzenleme yapma veya denetim gerçekleştirme imkanı kalmadı. Uzmanlar, bu durumun eyaletler arasında seçim standartlarında farklılıklara ve potansiyel usulsüzlüklere zemin hazırlayabileceği konusunda uyarıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Seçim Güvenliği Açığı
EAC'nin işlevsiz hale gelmesi, yalnızca ABD iç siyasetini değil, aynı zamanda küresel demokrasi algısını da etkileyebilecek bir gelişme. ABD, uzun yıllardır dünya genelinde seçim süreçlerine model olarak gösteriliyordu. Ancak son yıllarda yaşanan tartışmalar, bu imaja gölge düşürüyor. Özellikle Rusya'nın 2016 seçimlerine müdahalesiyle ilgili soruşturmalar devam ederken, Trump'ın seçim güvenliği kurumlarını zayıflatması, müttefik ülkelerde endişeye yol açıyor.
Avrupa Birliği ve NATO yetkilileri, seçim güvenliğine yönelik tehditler konusunda sık sık uyarılarda bulunuyor. Almanya ve Fransa gibi ülkeler, kendi seçim sistemlerini siber saldırılara karşı güçlendirirken, ABD'deki bu tür bir zafiyetin küresel çapta otoriter rejimlere cesaret verebileceği belirtiliyor. Ayrıca, EAC'nin çalışamaması, oy verme makinelerinin güncellenmesi ve siber güvenlik standartlarının belirlenmesi gibi kritik konuların askıda kalmasına neden oluyor. Bu durum, 2020 başkanlık seçimlerine giden süreçte seçim güvenliğine ilişkin endişelerin artmasına yol açıyor.
Öte yandan, Trump yönetiminin bu kararı, iç politikada da tepki çekiyor. Demokrat Parti liderleri, konuyu yargıya taşıyacaklarını açıklarken, bazı Cumhuriyetçi senatörler de endişelerini dile getirdi. Ancak Beyaz Saray, komisyonun yeniden yapılandırılacağını ve yeni atamaların yapılacağını duyurdu. Bu sözlerin ne kadarının gerçekleşeceği ise merak konusu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD ile ilişkilerinde seçim süreçlerinin güvenliği konusunu yakından takip etmektedir. Özellikle ABD'de yaşanan bu tür gelişmeler, iki ülke arasındaki güven bağını etkileyebilir. Seçim güvenliği konusunda yaşanan zafiyetler, ABD'nin yurt dışındaki seçim gözlem misyonlarının güvenilirliğini sorgulatabilir. Türkiye, ABD'den beklediği desteği alamazsa, kendi seçim güvenliği önlemlerini artırarak bağımsız bir yol izleyebilir. Ayrıca, küresel çapta artan seçim müdahalesi endişeleri, Türkiye'nin de kendi seçim sistemini dış müdahalelere karşı korumak için daha fazla kaynak ayırmasına neden olabilir. Bu gelişme, dolaylı olarak Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni bir güven sorunu olarak gündeme gelebilir.