ABD Kongresi, 30 Eylül'e kadar süresi dolacak olan Lautenberg Değişikliği'ni yeniden yetkilendirmek için kritik bir eşikte. 1990'da kabul edilen bu düzenleme, İran'daki dini azınlıkların (Yahudiler, Hristiyanlar, Bahailer, Sabiler ve diğer gruplar) ABD'ye mülteci olarak kabul edilmesini kolaylaştırıyor. Ancak eleştirmenler, Trump yönetiminin programın can damarı olan yurt dışı işlem merkezlerini kapatarak süreci fiilen felç ettiğini savunuyor. İran'dan kaçan dini azınlıklar için hayati bir can simidi olan bu program, şimdi hem Kongre'de hem de kamuoyunda hararetli bir tartışmanın merkezinde.
Lautenberg Değişikliği Nedir ve Neden Önemli?
Lautenberg Değişikliği, adını Senatör Frank Lautenberg'den alıyor. 1990'da kabul edilen yasa, belirli dini azınlıkların ABD'ye mülteci başvurusunda bulunurken "aidiyet" (membership in a particular social group) kriterine dayanarak daha hızlı işlem görmesini sağlıyor. Başlangıçta Sovyetler Birliği'ndeki Yahudiler için tasarlanan program, daha sonra İran, Suriye ve diğer ülkelerdeki dini azınlıkları kapsayacak şekilde genişletildi. İran özelinde, İslam Cumhuriyeti'nde sistematik ayrımcılığa ve zaman zaman zulme maruz kalan Yahudiler, Hristiyanlar, Bahailer ve Mandeanlar (Sabiler) için bu düzenleme hayati bir çıkış kapısı işlevi görüyor. Program kapsamında başvurular, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın yurt dışındaki işlem merkezlerinde (örneğin Viyana ve Ankara'da) mülakat ve güvenlik kontrolünden geçiriliyordu. Ancak Trump yönetimi, 2017'den itibaren bu merkezlerin önemli bir kısmını kapattı veya personelini azalttı. Bu adım, başvuru süreçlerini yavaşlattı ve birçok dosyanın yıllarca beklemede kalmasına yol açtı.
Trump Yönetiminin Tutumu ve Eleştiriler
Trump yönetimi, göçmenlik politikasını sıkılaştırma vaadiyle göreve geldi. 2017'deki "Müslüman Yasağı" olarak bilinen ve altı ülkeye (İran dahil) vize kısıtlaması getiren kararname, İranlı mülteciler için ek engeller yarattı. Yönetim, Lautenberg Değişikliği'ni resmen iptal etmedi; ancak bütçe kesintileri ve idari düzenlemelerle programın etkinliğini ciddi şekilde azalttı. Örneğin, 2018'de Viyana'daki işlem merkezi kapatıldı; Ankara'daki merkez ise sadece sınırlı sayıda başvuruyu kabul eder hale geldi. Eleştirmenler, bu hamlelerin İran'daki dini azınlıkları daha da savunmasız bıraktığını belirtiyor. Öte yandan, Trump yönetimi antisemitizmle mücadele konusunda güçlü bir söylem benimsedi. 2019'da imzalanan ve üniversitelerde antisemitizmi ele alan bir kararname, bu söylemin somut adımlarından biriydi. Ancak eleştirmenler, İranlı Yahudilerin kurtarılmasına yönelik pratik adımların eksik olduğunu vurguluyor. Senato'da Demokratlar ve bazı Cumhuriyetçiler, programın yeniden tam kapasiteyle işletilmesi için çağrıda bulunuyor. 30 Eylül'e kadar bir yasa tasarısının geçmemesi halinde, Lautenberg Değişikliği'nin süresi dolacak ve yeni başvurular tamamen durabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Lautenberg Değişikliği, sadece ABD'nin göçmenlik politikası değil, aynı zamanda Orta Doğu'daki dini azınlıkların güvenliği açısından da kritik. İran'da yaşayan yaklaşık 9.000 Yahudi, 300.000 Hristiyan ve 300.000'den fazla Bahai, zaman zaman ayrımcılık ve baskıyla karşılaşıyor. Programın askıya alınması, bu grupların alternatif sığınma yolları aramasına neden olabilir; bu da genellikle daha tehlikeli ve yasadışı yollara sapma riskini artırır. Ayrıca, ABD'nin insan hakları ve dini özgürlükler konusundaki küresel imajı da bu karardan etkilenecek. Avrupa ülkeleri, özellikle Almanya ve Kanada, İranlı mülteciler için kendi programlarını genişletmeye çalışsa da, ABD'nin kapasitesi ve coğrafi uzaklığı nedeniyle bu ülkeler yeterli olmayabilir. Programın sona ermesi, İran rejiminin baskıcı politikalarını daha da cesaretlendirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Lautenberg Değişikliği kapsamındaki işlem merkezlerinden birine (Ankara) ev sahipliği yapması nedeniyle doğrudan ilgili. Programın zayıflaması, Türkiye üzerinden ABD'ye gitmeyi planlayan İranlı dini azınlıklar için bekleme sürelerini uzatabilir ve Türkiye'de geçici olarak bulunan bu kişilerin sayısını artırabilir. Bu durum, Türkiye'nin göç yönetimi ve güvenlik politikaları üzerinde ek yük oluşturabilir. Ayrıca, ABD'nin bölgedeki insani liderlik rolünün azalması, Türkiye'nin Orta Doğu'daki diplomatik dengelerini etkileyebilir. Türkiye, İranlı mülteciler için önemli bir transit ülke konumunda; bu nedenle programın geleceği yakından takip edilmeli.