ABD eski Başkanı Donald Trump, New York Times/Siena College tarafından yayımlanan ve kendisinin onay oranını %34 olarak gösteren anketi sert bir dille eleştirerek, anketlerin "sahte" olduğunu ve gerçek onay oranının %60 civarında olduğunu öne sürdü. Anket, bir başkanın ara seçimlere yaklaşırken aldığı en düşük onay oranını ortaya koyması bakımından dikkat çekici: Harry Truman'ın 1946'daki %33'lük oranından bu yana en düşük seviye. Trump, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada anketin "yanlış" ve "kasıtlı" olduğunu belirterek, "Gerçek anketler benim %60 onay aldığımı gösteriyor. Bu sahte haber anketleri ise tamamen uydurma" dedi.
Anketin Ayrıntıları ve Tarihsel Karşılaştırma
New York Times/Siena College anketi, 7-11 Eylül tarihleri arasında 1.200'den fazla kayıtlı seçmenle yapılan görüşmelere dayanıyor. Ankete göre, Trump'ın görev onayı %34 seviyesinde bulunuyor; bu, II. Dünya Savaşı sonrası dönemde ara seçimlere giden bir başkan için kaydedilen en düşük oran olarak kayıtlara geçti. Karşılaştırma yapıldığında, 2018 ara seçimleri öncesinde Trump'ın onay oranı %40 civarındaydı. Uzmanlar, düşüşte ekonomik endişeler, göç politikaları ve partizan kutuplaşmanın etkili olduğunu belirtiyor. Ancak anketin metodolojisi ve örneklem yapısı, Trump destekçileri tarafından sık sık sorgulanıyor. Trump, anketin "Demokrat yanlısı" bir kuruluş tarafından yapıldığını ima ederek, "New York Times benim düşmanım. Onların yaptığı anketlere kim inanır?" ifadelerini kullandı.
Tarihsel olarak, başkanlık onay oranları ara seçimler öncesinde düşüş eğilimi gösterebilir. Harry Truman 1946'da %33 ile en düşük seviyeyi görmüş, ardından Kongre'de büyük kayıplar yaşamıştı. Trump'ın durumu ise benzer bir tablo çiziyor: Cumhuriyetçiler, Temsilciler Meclisi ve Senato'da çoğunluğu korumak için zorlu bir mücadele verecek. Anket, aynı zamanda Trump'ın tabanındaki sadakati de gösteriyor; kendi seçmeninin %80'i onu onaylarken, bağımsızlar arasında bu oran %30'a kadar düşüyor.
Siyasi Yansımalar ve Kampanya Stratejisi
Trump'ın anket sonuçlarını reddetmesi, siyasi stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Eski başkan, 2016 ve 2020 seçimlerinde de benzer şekilde anketleri sorgulamış ve "sessiz çoğunluk" söylemini kullanmıştı. Bu kez de, destekçilerini anketlerin yanıltıcı olduğuna inandırmaya çalışarak, seçim günü sandığa gitmeleri için motivasyon sağlamayı amaçlıyor. Cumhuriyetçi stratejistler, anketlerin düşük çıkmasının tabanı harekete geçirebileceğini, ancak bağış toplama ve gönüllü çekme konusunda olumsuz etki yaratabileceğini belirtiyor. Öte yandan, Demokratlar, anket sonuçlarını kullanarak Trump'ın yeniden seçilebilirliğini sorguluyor ve kendi seçmenlerini sandığa yönlendirmeye çalışıyor.
Trump'ın iddialarına karşılık, New York Times/Siena anketi, 2016 ve 2020 seçimlerinde genel olarak isabetli sonuçlar verdi. 2016'da ulusal anketler Hillary Clinton'ı önde gösterse de, eyalet bazlı anketler Trump'ın zaferini öngörmüştü. 2020'de ise anketler Joe Biden'ın ulusal oy farkını doğru tahmin etti. Dolayısıyla, Trump'ın "sahte anket" söylemi, veriye dayalı bir eleştiriden çok, siyasi bir retorik olarak öne çıkıyor. Ancak, anketlerin her zaman kesin sonuç vermediği ve örneklem hataları içerebileceği de göz ardı edilmemeli.
Küresel ve Bölgesel Boyut
ABD'deki başkanlık onay oranları, küresel piyasalar ve dış politika üzerinde de etkili. Trump'ın düşük onay oranları, özellikle ticaret politikaları ve ittifak ilişkilerinde belirsizlik yaratabilir. Avrupa başkentleri, Trump'ın olası bir zaferinin NATO ve transatlantik ilişkilerde yeni gerilimlere yol açabileceğinden endişe ediyor. Asya'da ise Çin ve Kuzey Kore gibi aktörler, ABD iç siyasetindeki dalgalanmaları dikkatle izliyor. Anket sonuçları, Trump'ın yeniden seçilmesi durumunda dış politikada daha agresif bir çizgi izleyebileceği yönünde yorumlanıyor; ancak düşük onay oranları, onun elini zayıflatabilir ve müttefikler üzerindeki baskısını azaltabilir.
Orta Doğu'da ise Trump'ın İsrail yanlısı politikaları ve İran'a yönelik yaptırımları, bölgesel dengeleri etkiliyor. Onay oranlarındaki düşüş, Arap ülkeleri nezdinde Trump'ın etkisini azaltabilir ve Filistin meselesinde yeni açılımların önünü açabilir. Ancak, anketlerin tek başına belirleyici olmadığı, seçim sonuçlarının sandıkta belirleneceği unutulmamalı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump'ın onay oranlarındaki düşüş ve anketlere yönelik tutumu, Türkiye-ABD ilişkileri açısından doğrudan bir sonuç doğurmasa da, Washington'ın dış politika önceliklerini etkileyebilir. Trump döneminde Türkiye ile yaşanan S-400 krizi, F-35 projesinden çıkarılma ve yaptırımlar, iki ülke arasında güven bunalımına yol açmıştı. Biden yönetimi döneminde ise ilişkilerde kısmi bir normalleşme yaşandı. Trump'ın yeniden seçilmesi durumunda, Türkiye'ye yönelik tutumunun nasıl şekilleneceği belirsizliğini koruyor. Düşük onay oranları, Trump'ı iç politikada zayıflatabilir ve dış politikada daha az manevra alanı bırakabilir. Bu da Türkiye'nin ABD ile ilişkilerinde daha temkinli adımlar atmasına neden olabilir. Ayrıca, ABD'deki siyasi istikrarsızlık, küresel ekonomi ve güvenlik ortamını olumsuz etkileyerek Türkiye'yi de dolaylı yoldan etkileyebilir.