ABD eski Başkanı Donald Trump'ın seçim kampanyası sırasında vaat ettiği 5.000 dolarlık doğrudan nakit ödemeler, ekonomik ve siyasi gerçeklerle çelişiyor. Kongre onayı gerektiren bu öneri, bütçe açığı ve enflasyon endişeleri nedeniyle her aşamada tıkanmaya mahkum görünüyor. Peki bu vaat neden gerçekleşemez?
Vaadin Arka Planı ve Ekonomik Gerçekler
Trump, 2024 başkanlık yarışı sırasında seçmenlere hitap etmek için benzeri görülmemiş bir doğrudan nakit transferi önerisi ortaya attı: Her Amerikalıya 5.000 dolar. Bu fikir, pandemi döneminde yapılan teşvik çeklerinin popülaritesinden besleniyor. Ancak pandemi çekleri acil durum önlemleriydi ve ekonomiyi canlandırmak için geçici olarak uygulandı. Trump'ın önerisi ise kalıcı bir politika değişikliği anlamına geliyor ve maliyeti trilyonlarca doları bulacak.
Federal bütçe açığı zaten 1,7 trilyon dolar seviyesinde. Bu tür bir nakit transferi, ya vergilerin artırılmasını ya da borçlanmayı gerektirir. Trump vergi artışına karşı olduğunu defalarca belirtti. Borçlanma ise faiz oranlarını yükselterek enflasyonu körükleyebilir. Ekonomistler, böyle bir hamlenin Federal Reserve'in para politikasını zorlaştıracağı ve ekonomik istikrarı bozacağı uyarısında bulunuyor.
Kongre Engeli ve Siyasi Gerçekler
ABD Anayasası'na göre, federal harcamalar Kongre tarafından onaylanmalıdır. Başkan tek başına böyle bir ödemeyi gerçekleştiremez. Temsilciler Meclisi'nde Cumhuriyetçiler çoğunlukta olsa da, partinin mali muhafazakar kanadı bu tür bir harcamaya şiddetle karşı çıkıyor. Senato'da ise 60 oy barajı nedeniyle Demokratların desteği olmadan böyle bir yasa geçmesi imkansız. Demokratlar ise bu öneriyi seçim malzemesi olarak görüp destek vermeye yanaşmıyor.
Ayrıca, Trump'ın başkan seçilmesi durumunda bile, bu önerinin yasalaşması aylar sürecek bir müzakere gerektirir. Seçim vaadi olarak kalsa bile, uygulanma şansı yok denecek kadar az.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'deki bu tartışma, küresel ekonomiyi de yakından ilgilendiriyor. Dünyanın en büyük ekonomisinde bu tür bir genişlemeci maliye politikası, küresel enflasyonu tetikleyebilir ve gelişmekte olan ülkelerin para birimlerini baskı altına alabilir. Özellikle Türkiye gibi yüksek enflasyon ve dış borç sorunu yaşayan ülkeler için ABD'den gelecek ek talep, emtia fiyatlarını yükselterek ithalat maliyetlerini artırabilir.
Öte yandan, ABD'nin içe kapanması ve popülist ekonomik politikalar, küresel ticaret dengesizliklerini derinleştirebilir. Trump'ın önerisi, diğer ülkelerde de benzer popülist talepleri tetikleyebilir ve küresel mali disiplini zayıflatabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD'deki olası bir genişlemeci maliye politikasından iki yönlü etkilenebilir. Bir yandan ABD ekonomisindeki canlanma, Türk ihracatına olumlu yansıyabilir; ancak diğer yandan küresel enflasyonun artması ve doların değer kazanması, Türkiye'nin enerji ithalat faturasını yükseltir ve enflasyonla mücadelesini zorlaştırır. Ayrıca, ABD'nin dış politikada ekonomik popülizme yönelmesi, Türkiye'nin ABD ile ticaret ve yatırım ilişkilerinde belirsizlik yaratabilir. Türkiye, bu tür gelişmeleri yakından izleyerek ekonomik diplomatik kanalları aktif tutmalı.