Togo hükümeti, temmuz ayından bu yana gözaltında tutulan iki Fransız belgesel yapımcısının yalan beyanla suçlandığı davada "ciddi ve tutarlı kanıtlara" sahip olduğunu duyurdu. Gaël Mocaër ve Sebastian Perez Pezzani, Togolu yardımcıları Fred Vedomey ile birlikte tutuklanmış, suçlamaları reddetmişlerdi. Batı Afrika ülkesinin Adalet Bakanı, davaya ilişkin ilk kez kapsamlı bir açıklama yaparak uluslararası kamuoyuna mesaj verdi.
Gelişmenin arka planı
Mocaër ve Pezzani, Fransa merkezli bir yapım şirketi adına Togo'da belgesel çekimi yapmak üzere temmuz başında ülkeye giriş yapmıştı. Ancak 12 Temmuz'da başkent Lomé'de gözaltına alındılar. Yerel yetkililer, ikilinin yalan beyanda bulunarak yetkilileri yanılttığını ve ülkenin iç işlerine karışmaya çalıştığını öne sürdü. Üçlü, tutuklanmalarının ardından mahkemeye çıkarılmış, haklarındaki suçlamaları reddetmiş ve avukatları aracılığıyla tahliye talebinde bulunmuştu.
Togo Adalet Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "Ciddi ve tutarlı kanıtlar" ifadesiyle davanın hukuki sürecine vurgu yapıldı. Bakanlık, soruşturmanın titizlikle yürütüldüğünü ve adil bir yargılama yapılacağını belirtti. Ancak savunma avukatları, müvekkillerinin masum olduğunu ve belgesel çalışmasının yasal olduğunu savunarak, kanıtların henüz kendileriyle paylaşılmadığını ifade etti.
Fransa Dışişleri Bakanlığı, iki gazetecinin serbest bırakılması için diplomatik girişimlerde bulunuyor. Parlamenterler ve sivil toplum kuruluşları da konuyu gündeme taşırken, Paris yönetimi Togo'ya "hukukun üstünlüğüne saygı" çağrısı yaptı. Fransa Togo'nun eski sömürgeci gücü ve iki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler yoğun; bu durum davanın diplomatik boyutunu güçlendiriyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Bu dava Batı Afrika'da ifade özgürlüğü ve yabancı gazetecilere yönelik uygulamalar açısından önemli bir test niteliği taşıyor. Togo, son yıllarda siyasi istikrarını korumaya çalışan ancak muhalefete yönelik baskılarla eleştirilen ülkeler arasında yer alıyor. Uluslararası Af Örgütü ve Sınır Tanımayan Gazeteciler gibi kuruluşlar, gazetecilere yönelik bu tür tutuklamaların ifade özgürlüğünü kısıtladığını ve bölgedeki yabancı basın mensupları için caydırıcı bir etki yarattığını belirtiyor.
Fransa'nın tutumu, Avrupa Birliği'nin Afrika'daki medya özgürlüğüne yaklaşımıyla da paralellik gösteriyor. AB, Afrika ülkelerine yardım programlarında sık sık "iyi yönetişim" ve "ifade özgürlüğü" şartlarını ön plana çıkarıyor. Togo'nun bu davayı uluslararası toplumun tepkisini çekmeden sonuçlandırması, bölgedeki diğer ülkeler için de örnek teşkil edebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'nin Afrika açılımı politikası kapsamında kıta ülkeleriyle ilişkileri gelişiyor. Togo'daki bu davada doğrudan bir Türk tarafı bulunmuyor; ancak Türk medyası ve STK'larının uluslararası alanda ifade özgürlüğü konusundaki duyarlılığı biliniyor. Türkiye'nin bazı ülkelerde karşı karşıya kaldığı "yabancı medyaya baskı" eleştirileri düşünüldüğünde, bu dava Ankara açısından da benzer söylemlerle karşılaşma ihtimalini hatırlatıyor. Yine de Togo'nun bağımsız bir ülke olarak iç hukukunu uygulaması söz konusu; bu tür vakalar uluslararası hukukta "devletin egemenliği" ile "ifade özgürlüğü" arasındaki hassas dengeyi gösteriyor. Türk dış politikası, bu tür durumlarda diyalog ve diplomatik çözümü destekleyici bir tutum sergiliyor.